Notice: Undefined index: db_count in /home/hurdusun/public_html/Sources/QueryString.php on line 276
Tasavvufta yazdırılma motifi

 
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Tasavvufta yazdırılma motifi
Cevaplar 11
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 478
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Tasavvufta yazdırılma motifi  (Okunma Sayısı 478 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« : 29 Nisan 2009, 03:30:25 »

TASAVVUF'TA "YAZDIRILMA" MOTİFİ  (Mehmet Durmuş)

Allahü teala şöyle buyurur:

اَلاَ لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِۤ اَوْلِيۤاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلاَّ لِيُقَرِّبُونۤا اِلٰى اللَّهِ زُلْفٰى اِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ اِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ (3)

Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ ındır. O’ndan başkalarını evliyalar edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez. 39 Zümer 3


İslam'ın tevhid inancına "paralel bir din" olarak geliştirilen ve Budist, Maniheist, Hind-Iran mistik kültürü, Mailen Gnostik ve Neoplatonik felsefesi ve Yahudi ve Hristiyan mistik geleneklerinin sentezinden  başka bir şey olmayan Tasavvufun bilgi kaynağı keşif, ilham ve rüyaya dayanır. Buradaki İlham kesinlikle, peygamberlere gelen vahiyden başka bir şey değildir! Ünlü mutasavvıfların hemen hemen hepsi kitaplarını/yazılarını kendilerinin yazmadıklarını, onlara yazdırıldığım, yukarıdan (Tanrı'dan) aldıklarını iddia etmişlerdir.

Bu iddiada bulunurken her biri değişik ilham/vahiy tasvirleri yapmış olsalar da özde hep aynıdır: Kendileri sadece, onlara gelen vahyin mütercimidirler! Tanrı onlara doğrudan vahyetmiştir...

Böylece sûfiyye takımı "zahirî bilgi"yi mahkum ederler ve her türlü sözün (hususan Kur'an'ın) bir de batıni anlamının olduğunu, bunu ancak keşif ve keramet sahibi evliyanın bileceğini iddia ederler, işte Kur'an'ın mesajını tahrif etmenin en zalim bir aleti de bu "batıni bilgi" hezeyanı olmuştur.

Biz bu yazıda tasavvuf geleneğinin üç önemli simasının; Muhyiddin İbnül Arabî, Celaleddin Rûmî ve Said Nursi'nin, bilgilerini, yani kitaplarını nereden aldıklarını, kendilerine nasıl yazdırıldığım kendi ifadelerine dayanarak ortaya koymaya çalışacağız. Bu üç isim, popülaritesi en fazla olup, tasavvufun iyi birer mümessilidirler. Bunların kanaatleri bütün sufiyenin ortak akîdesidir.

Amacımız, kendilerini İslam'a nisbet eden İnsanların, aynı zamanda mensubu bulundukları tasavvufi zihniyetin din anlayışına dikkat edip Kur'an vahyinin yanında mı, yoksa sufiyenin vahyinin yanında mı yer alacaklarını düşünmelerine vesile olabilmektir. En azından, Kur'an vahyi ile tasavvuf dininin birbirlerinden tamamen ayrı ve başka başka şeyler olduğunu, düşünen herkesin anlaması gerekir.


2- Mevlana Celaleddin Rûmî

İran tasavvuf edebiyatının en büyük panteist temsilcisi sayılan (Köprülü, 217) Celaleddin Rumî 1207 yılında Belh'de doğmuştur. Babası, Harizm'li Muhammed Bâhauddin Veled'dir. Sufîler ona "Sultanül Ulema" unvanını vermişlerdir. Ailece Konya'ya gelip yerleşmelerinde Alaaddin Keykubat'm davetinin etkin olduğu zannedilmektedir. (1256). (Köprülü, 217).

1230'da Babasının ölümü üzerine 9 sene kadar, türbesi Kayserİ'de bulunan Tirmiz'li Seyyid Burhaneddin'le beraber bulunmuştur. Celaleddin, Seyyid Burhaneddin'le tanışıncaya kadar, ilerde "kufuryoklere attığını" söyledeceği zahir ilimlerini (kısır: kabuk ilmini) tahsil etmiştir. Burhaneddin ona, zahirî ilimlerin yanında bâtın ilmini de elde etmesi gerektiğini telkin etmiştir. (H. Ritter, I.A., 54}.

Celaleddin üzerinde asıl şiddetli ve sarsıcı tesiri 1244 yılında Konya'ya gelen, Şems-i Tebrîzî adındaki, bir rivayete göre İsmailî bir ailenin çocuğu olan derviş (Köprülü, 219) ile tanışması yapmıştır. Celaleddin'le Şems attı ay bir hücrede halvette kalmışlar, (Köprülü, 221) ve ona ne olmuşsa bu halvetten sonra olmuştur. Daha önce sema ve raksa rağbet etmeyen Celaleddin, bu halvetten sonra hiç semâ'dan hâli kalmamış (Köprülü, 222), Celaleddin Şems'e, "tasavvufi manada âşık" olmuştur. (H.Ritter, 55). 1273 Yılında Konya'da ölmüştür. (Köprülü, 229).

C. Rumî'nin Kur'anla taban tabana zıt panteist fikirlerinin perde arkasındaki gerçek müessir nedenin, kitabî İlimlerin düşmanı olduğu söylenmiş olan {H. Ritter, 55) Şems adındaki bu derviş olduğunu anlamak zor değildir. Celaleddin'in kendisine, ne idüğü belirsiz bir aşkla aşık olduğu bu kişi, Celaleddin'e, Adem'den beri Cihan'da "evliya-yı kâmil" bulunduğunu; bunların zahiri ilimler erbabınca bilinemeyeceğini telkin etmiştir. Şems'e göre bu "evliya" makamının üstünde bir de "maşuk" makamı vardır ve kendisi de gizli olan bu makamın temsilcilerinden biridir. (H. Ritter, 55).

İşte bu mistik hezeyanlarla kurulan, bir anlamda beyni yıkanan Şems'in, varsayımsal makamlarla ona çizdiği tasavvuf! hedeflere kendisini kitleyen Celaleddin'in panteist düşüncelerinin hikayesini anlamak güç olmalıdır.
Şems'in, yanından ayrılıp gitmesiyle adeta çılgına dönen Celaleddin, kendisini sema'a vermiş, Şems için yazdığı şiirlerinin mecmu'una “Divan-ı Şemsül Hakayık" adını vermiştir.

Celaleddin Rumî 25.700 beyitlik (H. Ritter, 57) Mesnevisini en fazla Hüsameddin çelebi adındaki yakın müridi ve dostunun teşvik etmesiyle yazmıştır. (Köprülü, 226). Celaleddin söylemiş, Hüsameddin yazmıştır.

Celaleddin Rumî, şeyhi ve maşuku Şems'in telkinleriyle batini ilim dedikleri sapkınlıklara kendini o kadar kaptırmış ki, tamamen kendi zihninin ürünü olan ve Hüsameddin Çelebt'nin (vahiy katibi demek daha doğru olur herhalde) kaleme aldığı şiirlerini, yani tamamen beşer ürünü olan sözleri, Alemlerin Rabbi Allah'dan inzal olunan Kur'an-ı Kerim'le boy ölçüştürmüştür. Gerçi, değil boy ölçüştürmek, Kur'an'dan yüce sayması da mümkündür, çünkü ilahlık makamına ulaşan bir kişi için bu sıradan bir iştir.

Tasavvuf dîni ulularının kendilerini değil peygamberden, Allah'dan bile yüce saymaları (Sultan Veled, Maarif, 20) yadırganacak bir inanış değildir. Dolayısıyla Mesnevi'nin Kur'an'la eşdeğer, hatta ondan da üstün görülmesine şaşmamak gerekir.

Celaleddin Rumi, Mesnevinin Arapça dibacesinde kitabıyla ilgili aynen şunları söylüyor:



"Mesnevi-i Kerîm, salih elçiler (katipler) eliyle yazılmıştır. Ona temiz (mutahhar) olanlardan başkasının el sürmesine mani olurlar. Mesnevi Alemlerin Rabbinden indirilmelidir. Bâtıl onun önünden de, arkasından da yaklaşamaz. Allah onu korur ve gözetir... Mesnevinin başka lâkapları da vardır. O lâkapları Allahu Teala vermiştir. Fakat bu azıyla yetiniyoruz." (Mesnevi, 14).


Mesnevi sarihlerinden Tahirul Mevlevi, Şeyhi Celaleddin'in bu sözlerinin Vakıa suresi 78 (v.d) ayetleriyle, Abese 12-15. ayetlerine nazîre olduğunu kabul eder. (Tahirul Mevlevi, I/36).


Tahirul Mevlevi, Mesnevi'yi Kur'an gibi Allah kelamı saymakta pirinden daha pişkindir: Mesnevi için "onun önünden de arkasından da bâtıl yaklaşamaz" ifadesini, Fussilet-42. ayetiyle bağdaştırır. (Mevlevi, 38). Mevlevi devamla şöyle der;

"Cânib-i ilahî'den vahy-i münzel olan Kur'an-ı Kerim nasıl avn-i Samedanî'de ise, onun evvelinden de, sonundan da bâtıl zuhuruna imkan ve ihtimal yoksa Mesnevi de öyledir. İlham-ı Rabbani eseridir. Kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabü değildir." (Mevlevi, 38). Demek ki, Mesnevi'deki bütün sapık hikayeler, örneğin (okuyuculardan özür dileyerek, mecburen atıfta bulunmak zorunda olduğumuz) kabak hikayesi (Mesnevî, 5/111-119) ve bizim aynen iktibas etmeye haya ettiğimiz, homoseksüel ilişkilerin tasvirine ilişkin terbiye dışı, ateist bir insanın bile yazmaktan ar edeceği sözler de -haşa- Allah tarafından nazil olmuştur Celaleddin'e..


Görüldüğü gibi, ayrı bir dinin mensubu olan sûfî ekolü, Kur'an ayetlerini sapık amaçları için kullanmaktan hiç bir çekince duymamışlardır. Bu konuda zerre kadar Allah korkusu taşımamışlardır.

Mesnevi şiirleri Celaleddin Rumi'nin, bilhassa efendisi Şems'in gitmesinden sonra, mahiyetini bilemediğimiz aşkının ızdırabıyla yakıştırdığı sözler olup; sufî tabakasının manevî dedikleri, bize göre gerçeğinden hiç farkı olmayan sekr (sarhoşluk) halinin bir ürünüdür. Sarhoşken sarfedilmiş sözleri, Allah'ın kelamıyla kıyaslamak, putperest insanların bile girişmeyeceği bir haddini bilmezliktir. Biz böyle bir kıyasın, sahibinin, imanla-islamla alakasının bulunmadığının bir deklarasyonu olduğunu kabul ederiz. Çünkü tevhîd, Allah'ın otoritesine hiç bir ortak kabul etmemektir. Celaleddin Rumi kendisini Allah'ın otoritesine ortak görmektedir.

« Son Düzenleme: 29 Nisan 2009, 18:17:59 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 29 Nisan 2009, 03:37:36 »

TASAVVUF EHLİNİN "ANLAŞILAMAZLIK" MİT'İ

Tasavvuf erbabı, kendilerine yöneltilen bütün ciddi eleştirilere, "bizi anlamazsınız" zırhına bürünerek karşı koymuşlardır. Bizi, tasavvufçu olmayanlar anlamaz demek, iyi bir savunma mekanizmasıdır.

Füsusül Hikem mütercimi M. Nursi GENCOSMAN, İbnül Arabi'yi red ve inkar edenlerin "rüsum uleması, fıkıh bilginleri" olduğunu, oysa bunların Ibnül Arabi'yi anlayamayacaklarını ileri sürer. Zira onların farklı ıstılahları, ayrı lisanları varmış. Tasavvuf terminolojisini bilmeyenlerin tasavvuf bahsinde söz ve salahiyet sahibi olmalarına imkan yokmuş! (Gencosman, X.).
A. Avni KONUK ise savunmasında aynı üslubu kullanır: "Bu ulûm ve hikemi anlamayanlar kendi istidatlarına kusur bulmalıdır." (A. Konuk, 95). Ona göre "akıllı adamlar" (erbabı ukûl) Ibnül Arabi'yi anlayamazlar. (A. Konuk, 1).


Celaleddin Rumî, "biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık, postunu kufuryoklerin önüne attık" derken (Uludağ, 141), "bizi herkes anlamaz" psikozu ile savunma geliştirmiş oluyordu.

Said Nursi'ye göre de Risaie-i Nur'a itiraz edilemez (Sikke, 56) çünkü onlar Tanrısaldır. Hatta risalelere "Kutb-u Azam"dan itiraz gelse yine de dikkate alınmaz! (Kastamonu L. 145). Çünkü Kutb-u Azam{!) yanılabilir. (Kutb-u Azam meğer pek de cahilmiş!)

Şüphesiz C. Rumî de, İbnül Arabî de, S. Nursî de, tasavvuf epistemolojisi bağlamında gayet haklıdırlar. Bu iddialar tasavvufun temel âmentülerine gayet uygundur. Birileri, yazdığı şiirlerinin, risalelerinin, tevillerinin ALLAH tarafından kendisine vahyedildiğine, doğrudan Allah'dan geldiğine inanmışsa, kendileri bu işde yalnızca mütercim rolünde iseler, bunlara itiraz edilemez olması doğal bir sonuçtur. Mütercimin bu işde bir kabahati olmayacağına göre, anlayamayanlar kendilerini kontrolden geçirmeleri gerekecektir!


Tasavvuf erbabının, "bunu ancak yaşayanlar anlar" tezleri tamamen bir manipülasyondur. Zira, eğer ki, bir sözü anlamak için mutlaka o sözün ait olduğu yaşam tarzını tecrübe etmek gerekli olsaydı, hiç bir müşrikin müslüman olmazdan evvel vahy'i anlamamış ve de anlayamaz olması gerekirdi! Örneğin, Nemrud'un, İbrahim'i hiç anlamadan öldüğünü kabul etmemiz mantıken zorunlu olurdu; çünkü müslüman olmamıştı! Böyle kalın kafalı bir adamın nasıl kral olduğu; ama aynı zamanda bu kalın anlayışının, İbrahim (a.s.)ı ateşe attırmayı düşünecek kadar da nasıl inceldiği, makul bir izahı gerektiren paradoks olurdu. Halbuki bir müşrik, anladığı için müslüman olur, yahut da yine anladığı için müslüman olmaz!

En azından vahiy, ilkesel olarak "anlaşılır" özelliktedir. Ve anlaşılsın diye vahiy inzal edilir. Eğer vahiy anlaşılabiliyor da, İbnül Arabi'nin, S. Nursi'nin v.s. felsefeleri anlaşılmıyorsa bu durum, anlamayanlarla ilgili bir sorun olmaktan ziyade, ilgili felsefelerin doğasıyla alakalıdır. Kısacası, bu felsefeler bir çelişkiler yumağı, hurafeler bütünü ve herhangi bir realiteye dayanmayan, havaî söylemler olduğu için anlaşılmazdırlar.

Tasavvuf felsefesi, şeyhin lâyuhtî, lâ-yüs'el mutlak otoritesine mutlak teslim olmayı merkeze alan mutlak kabul esasına, yani kula kulluk esasına dayandığı için, bu felsefeyi kabul edenler, anlıyor değiller, sadece körü körüne teslim oluyorlar. Yani, "bunları tasavvufcu olmayanlar anlamazlar" tezi, dayatmacılığın, mutlak mûtî "kullar" edinmenin bir biçimidir. Bu "anlaşılmazlık" dayatmasını yutanlar, perdelerini indirip, dışa kapanıyorlar, akıl ve iz'an dışı söylemlerle akıllarını ipotek ettirip ruhsal dengelerini sarsıyorlar. Dolayısıyla tasavvuf akideleri anlamakla değil, dogmatik olarak teslim olmakla alakalıdırlar.

Bu bağlamda, "erbab-ı ukûl"ün, tasavvufu "anlamamaları" kadar normal bir şey olamaz. Ve dahi "anla-mamalıdırlar"...

Kendilerinden başka bütün insanları panteist felsefelerini anlamamakla suçlamak, tasavvuf ehlinin, sadece kendilerini akıllı, alemi kör sanmak gibi bir megalomani belirtisidir.

Kendilerini İslam'a nisbet eden insanlar sadece Allah'ın vahyi olan Kur'an'dan sorumludurlar. O'nu anlamak ve O'na göre yaşamak zorundadırlar. Kendilerini Allah'a değil de, İbnul Arabi'ye, C. Rumi'ye veya S. Nursi'ye nisbet edenler ise Allah'ı veli olarak bulamayacaklardır. Hesap gününde hesabı görecek olan, bu şahıslardan biri değil, Allah'ın kendisidir.

DEĞERLENDİRME

Görüldüğü üzere, tasavvufta bilgilenmenin kaynağını rüya, keşif İlham, doğrudan Allah'dan vahiy alma gibi temalar oluşturuyor. Söz konusu kavramların her biri geniş çaplı inceleme-araştırma alanları olup, bu makale sınırlarına sığmayacak çaptadırlar.

Bu incelemeyle şunu gördük ki, tasavvufta bilgiler, doğrudan gayb aleminden alınmaktadır. Bu da sonuçta Allah tarafından (vahy ile) bilgilendirilme anlamına gelmektedir. Ve mistik filozof ve şairler, gaibten aldıklarını iddia ettikleri bu bilgilerini doğrulayabilme, akli ölçütlerle izah etme, nedenini-niçinini açıklama gibi bir kaygıyı asla taşımıyorlar. Kendilerinin sadece mütercim olduklarını, bu bilgilerin onlara Allah tarafından verildiğini öne sürüyorlar.

Ortaya konan ürünler ise din adına sunulmakta ve bu ürünler dinin kaynağı olan Kur'an'la, onun pratiği olan sünnetle uyuşmamakta, hatta çatışmaktadır. Adeta, Kur'an'a alternatif yeni Kur'an'lar; dîne alternatif yeni dinler ve peygambere alternatif yeni peygamberler ortaya çıkmaktadır. Bunun İslâmî literatürdeki adı şirk'ten başka bir şey değildir.

Tek tek insanların müşrik olanını, mü'min olanını belirlemek gibi bir görevimiz yok. Fakat, şirk olan bütün düşünce, ideoloji ve zihniyetleri tanımak görevimizdir. Biz şu ilkeden asla taviz vermemek azmindeyiz: Hz. Muhammed'den sonra günümüze kadar ölmüş olan hiçbir İnsan Kur'an'ın fevkinde olamaz Müslümanların anlayışı Hz. Muhammedin (a.s.) tebliğ ettiği din anlayışından farklı olamaz. Her kim olursa olsun, ortaya koyduğu din anlayışı Kur'an'a uygun olmak zorundadır. Uygun değilse İslam çerçevesinde değerlendirilemez.
Rüyalarla, mitoslarla, "gaybdan geldi" gibi uyduruk referanslarla din anlayışı olamaz. Aksi takdirde, rüya gören sadece İbnül Arabî, C. Rumi, S. Nursî v.b. olmadığı için, yüzbinlerce hatta milyonlarca din ortaya çıkar. Dolayısıyla din adına söz söyleyen, iş yapan herkes, sözünü ve işini Kur'an'ın tanıdığı meşruiyyet zemini üzerinde söylemek ve yapmak zorundadır.
Tamamen idare-i maslahatcı bir anlayışla tasavvuf ehlinin hep hayra yorulduğu, en olmadık tevillerle aklandığı, onların da İslam'ın bir başka boyutunu oluşturduğu şeklindeki yorumların kesinlikle ciddiye alınır bir tarafı yoktur. Zira, İslam'ın bütün akidelerine tamamen ters akideler geliştiren bir öğretinin, "bir başka boyutla" v.s. alakası yoktur. Belki "bir başka dinle alakası vardır. Herkes hangi dinden olduğuna da iyice dikkat etmelidir.
 

MEHMET DURMUŞ                    

        

 KAYNAKÇA
- Ahmed Avni KONUK, Füsusül Hikem Tercüme ve Şerhi, Dergah Y. lst-1987.
- Ahmed Yaşar OCAK, Prof. Dr., islam. .Tasavvuf ve Tarikatlar, Türkiye Günlüğü Dergisi, s.45,1997.
- Ahmed ATEŞ, Muhyiddin Arabî, fslam Ans. (MEB), C.8.
- Celaleddin RUMl, Mesnevf, Abidin Paşa Tercüme ve Şerhi, lst-1324, (Arapça Dibace)
- Celaleddin RUMl, Mesnevi, Tahirul Mevlevi, Tercüme ve. Şerhi, Selam Y, lst-1963.
- Celaleddin RUMl, Mesnevi, M.E.G.S.B. Y. İsi-1988.
- Fuat KÖPRÜLÜ, Ord. Prof. Dr., Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, DlBY. Ank-1991.
- Muhyiddin Ibnül ARABİ, Fütûhatül Mekkiyye, bşk. yeri ve trh. yok (4 C) '
- Muhyiddin Ibnül ARASI, Fütuhat-ı MeKklye, Tere. Selahaddin ALPAY, Şada Y. lst-1971.
- Muhyiddin Ibnül ARABl, Füsusül Hikem, vet-Tahkîkatu, Ebul Ala el-Afifî, Beyrut, bşk. t. yok.
- Muhyiddin-I Arabi, Füsusül Hikem, Tere. M. Nuri GENCOSMAN, 5. bşk. İst-1981.
- Muhiyiddln Ibnül Arabi, Tasavvuf Yolu, et-Tedbiratül llahlyye, Tere. Selahaddin ALPAY, lst-1973.
- Necmeddin SAHlNER, Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursî, 2. bşk. Yeni Asya Y. Isl. 1974.
- K RİTTER, Celaleddin Rumî, islam Ans. (MEB), 3, C.
- Said NURSl, Tarihçe-i Hayat, Hayatı-Mesleki-Tercüme-i Hali-SözlerY. ist-1991.
- Said NURSl, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, Sinan Matbaası-1960.
- Said NURSl, Kastamonu Lahikası, Sözler Y. lst-1993.
- Said NURSl, Emirdağ Lahikası, SÖ2ler Y. lst-1993 (İki cilt bir arada)
- Sultan VELED, Maarif, MEB Y- İst-1993.
- Süleyman ULUDAĞ, islam Düşüncesinin Yapısı, Dergah Y. lst-1979.


« Son Düzenleme: 29 Nisan 2009, 18:19:14 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #2 : 29 Nisan 2009, 12:31:43 »

 hönk Acaba ben burda 'cok buyuk bir karsi cikma ve sert soylenen sozler' mi okudum yoksa bana mi oyle geliyor???

Cok sert bir yazi insani sasirtan bir yaz  bay?l, bir yandan da bilinen gercekler aslinda ... Ama burda acaba ismi yazilanlanlarin uzerine fazla gidilmemis mi, yani cok negatif bir bakma acisi degil midir bu?
Benim bildigim kadariyla yukarida ozellikle Said nursinin risalesi vesilesiyle bir cok kisi hidayete ermis ve hayatlarinda islama daha cok yer ayirmislardir.

Tasavvufun icinde bidatlarin cok oldugu, alimlerinin kendilerini cok yuksek mertebelerde gordugu vs hepsi biliniyor.  Ama bazen ben kendi kendime sunu da soruyorum, acaba o 'alimler' i takip edenler onlari cok yuksek gostermis olmasinlar? Yani yazilarina yazilar eklemesinler????

ve eger birseyler elestirilmek isteniyorsa muhakkak o 'birseyler' bulunur ve elestirilir. Herkes okudugunu farkli okur ve anlar ... :)

Neyse ben dusunmeye devam edeyim insallah ... Tesekkurler kardesim ...
« Son Düzenleme: 29 Nisan 2009, 12:35:50 Gönderen: RANUNA » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 29 Nisan 2009, 13:37:37 »

evet bazı yerlerde sert kaçmış ama genel olarak güzel. fakat üzerinde durduğu meseleler çok önemli olduğu için alıntıladım
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #4 : 29 Nisan 2009, 18:02:34 »

Cok sert kacmamis, bayagi sert olmus kardesim ...

Ama anlamadigim bir nokta var beser sasar bilinir bu herkes tarafindan ... neden bir kismina bakimista tumunu bakilmamis yazilan yazarlarin kitaplarina ???

Unutulmamlidir ki onlar sayesinde cogu kisi hidayete erdi. Hos Allah yoneltir ama onlarda vesile oldu ...

ve onlari takip edenlerinde kalplerini kirmis bir yazi olabilir. Uslup ... guzelce anlatmak var sertce kalp kirarak anlatmak var anlaminda ... :)
« Son Düzenleme: 29 Nisan 2009, 18:03:46 Gönderen: RANUNA » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #5 : 29 Nisan 2009, 18:04:18 »

bende açık bir soru sorayım ranuna kardeşim bir hristiyan rahibten etkilenip Allaha inanan bir ateist hidayetemi ermiştir? Allah ile yaratılan aynı şeydir yada Allahtan vahiy alıyorum demek midir hiayet?
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
mavigozlukarinca

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 1

Yaş : 26

Nerden : istanbul

Konu  : 454

Mesaj : 2380

Rep Puanı: 78
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #6 : 29 Nisan 2009, 18:06:20 »

hidayet derken nasıl bir hidayetten bahsediyoruz ki??? bir kitabın ilhamla yazdırıldığına inandıktan sonra 5 vakit yatıp kalkmak mıdır hidayet??? yoksa kastınız başka bir hidayet şekli midir???
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın;
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın;
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yâhut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
~ Mehmet Akif ~
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #7 : 29 Nisan 2009, 18:16:49 »

:) acaba mavigozlukarinca kardesimin sorun bana mi samandiraliya mi yoksa her ikimize mi ?

One gore cevap verecegim de ... :)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #8 : 29 Nisan 2009, 18:20:33 »

valla kardeşim hep kırılmasn üzülmesin insanlar diye bugüne kadar bunlar açıklanmadı. niyetimiz kimseyi kırmak değildir   ama vahdeti vucuda erip sema yapmak da hidayet değildir yanlışsam söyle  papatya
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
mavigozlukarinca

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 1

Yaş : 26

Nerden : istanbul

Konu  : 454

Mesaj : 2380

Rep Puanı: 78
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #9 : 29 Nisan 2009, 18:33:08 »

:) acaba mavigozlukarinca kardesimin sorun bana mi samandiraliya mi yoksa her ikimize mi ?

One gore cevap verecegim de ... :)

hidayete erdiklerinden siz bahsettiniz öyle değil mi :) sorumuz sizedir...
« Son Düzenleme: 29 Nisan 2009, 18:33:22 Gönderen: mavigozlukarinca » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın;
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın;
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yâhut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
~ Mehmet Akif ~
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #10 : 29 Nisan 2009, 18:34:24 »

bir taraftan haklisin kardesim. Ama o belkide kirilmasin veya gucenmesin dye degilde, insanlara ozellikle yanlis seyler soyleyelim zaten cahiller felan diyen bir zihniyet.
Benim kastettigim dogruyu carpitarak soylemek degil tersine dogruyu soylemek ama karsindaki insanin seviyesine inerek ona guzel dille onlatmaktir.
Sert cikislar insanlari korkutur ne kadar dogruda olsa, ama insanin hosuna gidecek sekilde soylemler insanlari ceker ve sen ozaman dogrulari istedigin kadar anlatirsin. :)
uslup dedigimiz sey iste ...

HIdayete ermek demek (bence) islamla sereflendirmek, namaz kilmak ama yurekten, zekat vermek bilincli olarak, hacca gitmek Allahin affina siginarak, oruc tutmak sirf Allah emretmis diye vs.
Sonradan hidayete erenler islama daha siki sarilirlar gozlemlerime gore.

Ozellikle risale-i nurlari okuyarak veya okuyanlarla beraber olanlarin islami ahlaken guzel yasamalari yuzunden Rabbim bir cok kisiyi hidayete erdirmistir yani islamla sereflendirmistir. Hidayete erdikten sonra kisi kendi yolunu okudukca kendi secer. Dediklerini de okuyanlr yanlisi gordukleri zamanda baska kaynaklara erer.
Ama verdigin veya yazilan yerler belkide 100 sayfanin 1 veya 2 sayfasidir. O 1 veya 2 sayfa yanlis diye butun kitabi almayalim veya okumayalim mi yani?

Bugun mesel ibn teymiyye hakkinda neler yazilmis diye bir google baktim. Amanin ne kadar cok kiritik var ama onun yaninda da ne guzel seyler yazilmis.

Insan gormek istedigini okur. Ve anlamak istedigi gibi anlar. Benim bir sinif arkadasim cok guzel birsey demisti, bir hristiyan kurani alir ve okur. Ama istedigi gibi okur. Eger kuranda yanlis bulmak niyetiyle okursa ozaman o kisi ne yapar eder o yanlisi bulur demisti.
Hakkettende oyle. Kuran hatasiz dahi olsa istedikten sonra kisi (hata sandigi) hatayi bulur ...

bilmem anlatabildim mi??????????? :)
« Son Düzenleme: 30 Nisan 2009, 14:41:46 Gönderen: RANUNA » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
KaLiMeRo

Üye

*





Üye No : 278

Nerden :

Konu  : 24

Mesaj : 162

Rep Puanı: 10
Çevrimdışı
« Yanıtla #11 : 04 Haziran 2009, 10:59:47 »

tasavvuf hakkındaki görüşlerinde tavizsiz bir radikal çizgide bulunan Ercüment özkanın ifadesiyle tasavvuf

islamın düşmanıdır.Özkan sert ve açık bir dille eleştirir tasavvufu.Mehmet durmuşun iktibas ettiği yazıda tasavvufun

din içersinde din peyda etmek amacı güttüğünün nişanesi.tasavvufun temel ilkelerinin nasslarla bertaraf edilip çürütül

mesi yazıya renk katmış.bu konuda azda olsa bir fikre meyletmek  adına herkesin okuması gereken temel bir yazı.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Sen camı açık unutsa başı ağıyan çocuk
Devrim deyipte güldürme lan beni...
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gitmek istediğiniz yer:  


Sitemap Sitemap2 Tevbe.org Site Ekleme Toplisti Din TOPlist Sitemap3 Sitemap4