Notice: Undefined index: db_count in /home/hurdusun/public_html/Sources/QueryString.php on line 276
Uydurma Hadisler

 
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Uydurma Hadisler
Cevaplar 44
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 1691
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1] 2 3
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Uydurma Hadisler  (Okunma Sayısı 1691 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« : 21 Ağustos 2008, 21:09:09 »

Sevgili dostlar;

değerli islam alimi Aliyyül Karinin "uydurma hadisler" isimli eserinden alfabetik olarak uydurma hadisleri bu başlıkta öğreneceğiz inş. dinimize tasallut eden ve Allahtan korkmadan hadis uyduranların islam alemine verdiği zarar malumdur. internet ortamında yazışan bazı kişiler, özellikle uydurmaları kanıt gösterip insanları kendi cemaat ve düşünceleirne çekebilmek, belki kendi fikirlerini desteklemek için de belki de islama karşı art niyet güttükleri için bu hadisleri paylaşıyorlar. her aktaranın doğru aktarmayacağı gerçeğinden yola çıkarak. bi hadisi delil alabilmek için o hadis hakkında yapılmış tüm mülahazaları öğrenmenin gerekli olduğunu hatırlatmak her müslümanın müslüman kardeşine görevidir. niceleri bu hadislerle islam dünyasını akıl almaz problemlere soktu vaktiyle. halada bu akın devam ediyor. kimi kalbime indi diyor, kimi de "ağam söylediyse o hakktır" diyerek bu işi devam ettiriyor.

hz peygamberin s.a.v mütevatir olan bir hadisi ile önce bu konudaki uyarısını kendisinden dinleyelim sonra hadislere başlayalım:

"kim benim ağzımdan yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın"

Ravi :      Alî b. Ebî Tâlib (r.a)

Kaynak :    buhari

Bölüm:       kitabul ilm



                                           UYDURMA OLDUĞUNDA İTTİFAK EDİLEN HADİS METİNLERİ
« I » Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

1. HADİS: "iyilik yaptığın kimsenin kötülüğünden sakın."  [15] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, de­miştir.[16]

2. HADİS: "Soğuktan sakınınız. Zira o kardeşiniz Ebu'd-Derdâ'ya soğuk öldürmüştür." [17] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[18]

3. HADİS: "Bulaşıcı hastalığa yakalananlardan sa­kının." [19] Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, de­miştir.[20]

4. HADİS: "Hızır ve İlyas (a.s)'ın her yıl hac mevsi­minde Mina'da buluşması hakkındaki hadis: [21] Askalânî

di"yor ki: Bu konuda hiçbir şey sabit olmamıştır.

5. HADİS: "Toplanın ve ellerinizi kaldırın," dedi. Toplandık ve ellerimizi kaldırdık. Sonra -üç defa- şöy­le buyurdu: "Allahım!.. Kur'ân'm kaybolmaması için Öğretmenleri bağışla. Dinîn kaybolmaması için âlimle­ri aziz eyle." [22] Uydurmadır.

Aynı şekilde: "Allahım!.. öğretmenleri bağışla, ömür­lerini uzun eyle ve kazançlarını bereketli eyle." [23] hadisi de uydurulmuştur. Leâlî'de böyle denilmiştir.[24]

6. HADİS: "Allahım!.. Kur'ânın kaybolmaması için öğretmenleri bağışla. Dinin kaybolmaması için âlimleri a-ziz eyle." [25] Uydurmadır. LeâJî'de böyle denilmiştir.[26]

7. HADİS: "Allahım!.. Öğretmenleri bağışla. Ömürle­rini uzun eyle ve kazançlarım bereketli eyle." [27] Uydur­madır. LeâJî'de böyle denilmiştir.[28]

8. HADİS: "Allahım!.. Din hakkında bilgisizce konuş­maktan sana sığınırım." Hadis olarak bulunamamıştır.

9. HADİS: "Allahım!.. İslâm'ı iki Ömer'den biriyle destekle." [29] Bu lafızla aslı yoktur.[30]

10. HADİS: "Dövme ile tedavi, en son tedavidir." [31] İbnü'd-Deyba'ın dediği gibi; bu, hadis değil, (halk ara-snrda yaygın) bir sözdür.

11. HADİS: "Allah'ın kitabından bir âyet, Muham-med ve ehl"i beytinden daha hayırlıdır." [32] Askalânî: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

12. HADİS: "Allah, Kitabından başkasının sahih ol­masını murad etmemiştir." [33] Sehavî: Bunu -hadis ola­rak— bilmiyorum, demiştir.[34]

13. HADİS: "Çocukların sünnetini gizli tutun. Nikâhı duyurun." [35] Sehavî diyor İd: Birinci cümlenin aslı yoktur.

14. HADİS: "Allah dünya semasına inmeyi murad edince, arşından bizzat iner." [36] Bunu hadis olarak ri­vayet eden deccaldir.[37]

15. HADİS: "Allah Teâlâ buyurdu ki: Dünyayı tahrip etmek istediğimde önce Beyt'imi tahrip ederim. Sonra dünyayı tahrip ederim." [38] Irakî diyor ki: Bunun aslı yoktur.[39]


16. HADİS: 'Ta Muaz!.. Husayb  [40] arazisine gelince oradan hızlı geç. Zira orada huriler vardır."  [41] Bu arazi Yemen'dedir. Sehavî diyor ki: Bunu hadis olarak bilmi­yorum.

17. HADİS: "Talebe alimin önüne oturunca, Allah o-na yetmiş rahmet kapısı açar. Talebe, onun yanından kalktığında annesinden doğduğu gibi günahsız kalkar. Allah, ona her harfe karşılık yetmiş şehid sevabı verir, her hadise karşılık bir senelik ibadet yazar." [42] ZeyJ'de: Bu uydurmadır, denilmiştir.[43]

18. HADİS: "Yatsı namazı ile akşam yemeği aynı anda olursa, önce yemekten başlayın." [44] Irakî diyor ki: Hadis kitaplarında bu lafızla aslı yoktur.[45]

19. HADİS: "Kur'ân okuyanın sultana sığındığını gö­rürsen, bil ki o hırsızdır. Onun ahmaka sığındığım gö­rürsen, bil ki o gösterişçidir. Sana: Sen şefaat et de böylece mazlumun cezasını düşüresin, ya da haksızlığı gideresin, denildiğinde aldanmaktan sakın. Zira bu İb-lis'in  hilesidir.   Günahkâr  Kur'an  okuyucuları bunu kendilerine basamak edindiler." Bu söz, Sevrî'nin sö­züdür.[46]

Yine şu söz de Sevrî'nin sözüdür: "Ben kızdığını bi­riyle karşılaşırım da, o bana, Nasıl sabahladın? derse, kalbim ona karşı yumuşuyor. Ya insan tiritlerini yediği ve yaygılarında oturduğu kimseye nasıl karşı çıkabi­lir?.[47]

Bu konuda şu zayıf hadis gelmiştir: "Allahım!.. Hiç­bir fâcirin nimetini bana nasib etme ki, kalbim ona meyletmesin. "[48]

Denilmiştir ki: Alim kimse arandığında, o şimdi e" mirin kapısında dır, denilmesi ne kadar çirkindir!..

20. HADİS:  "Sevgi  samimi  ise,   edep  şartları  dü­şer." [49] İbnü'd"Deyba' Hadis değildir, demiştir.

21. HADİS: "Bana salavat getirdiğinizde umumî ifa­de kullanın." [50] Sehavî diyor ki: Bu lafızla görnıdinı.[51]

22. HADİS: "Gölge bir buçuk iki zira' arasında olur­sa öğle namazını kılın." [52] Bâtıldır.

23. HADİS: "Sizden biriniz, bir yazı yazdığında o ya­zıya 'Beleğa' yazmasın. Zira o şeytan ismidir. Sadece 'Allah' yazsın." [53] Uydurmadır. Leâîî' de böyle denil­miştir.[54]


 bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.46;   Îbnü'd-Deyba': Temyiz:   s.14; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 105; Aclunî, Keşf: 1/44. Sehavî'nin sözü­nün devamı şöyledir: "Bu söz, selef âlimlerinden birinin sözü o-labilir. Herkes için geçerli bir ifade değildir. Değerli kimseler hakında değil, seviyesiz kimseler hakkında söylenmiş olmalıdır/'

[16] Lâ a'rifuhu/Bunu bilmiyorum) ifadesi veya benzeri bir ifa­de, hadis hafızlarından biri tarafından kullanılmışsa ve ciddî bir tenkide uğramamışsa; o hadisin uydurma olduğuna hükme-dilmesi için yeterlidir.

Ibn Arrak, Tenzihü'ş-ŞerîatiTMerfûa'da (1/7-8) şöyle diyor: "Uydurma hadisin bazı alâmetleri vardır: Bunlardan biri, İ> mam Fahreddin Razî'nin zikrettiği gibi; hadisin, hadislerin is­tikrar bulup derlenip toplandığı bir zamanda rivayet edilmiş olup araştırıldığı halde ne ravilerin hafızalarında ne de kitap­ların derinliklerinde bulunamamasıdır. Sahabe asrı ile ona ya­kın dönemde henüz hadisler istikrar bulup derlenmemişti. O dönemde râvilerden biri başkalarının bilmediği bir hadisi riva­yet edebilirdi."

Hafız Alâî diyor ki: "Böyle bir araştırmayı ancak; İmam Ahmed, Ali b. Medînî, Yahya b. Maîn ve bunlardan sonra yaşayan Buharı, Ebu Hatim, Ebu Zür:a ile sonrakilerden Nesaî, Darakut-nı gibi bütün hadisler hakkında ya da hadislerin büyük çoğunlu­ğu hakkında bilgi sahibi olan büyük hadis hafızı yapabilir. Zira bir hadisin uydurma olduğuna hükmedebilmek, genellikle hadi"

sin bütün tariklerim toplamak ve uzak beldelerde rivayet edilen hadislerin tamamı veya büyük bir kısmı hakkında bilgi sahibi olmakla mümkündür. Râvilerin rivayet ettikleri hadislerle riva­yet etmedikleri hadisler ancak bu şekilde ayırd edilebilir. Bu mertebeye ulaşmayanlar, bulamadığı bir hadis için nasıl uydur­madır diye hükmedebilirler?"

İbn Arrak devamla diyor ki: ''Bundan anlıyoruz ki, Hafız Alâi'-nin zikrettiği hadis hafızlarından biri veya onların emsali (Me­selâ: Hafız Ziyaeddin Makdisî, İbn Salâh, Münzirî, Nevevı, İbn DakikıTIyd, ibn Teymiyye, Mizzî, Zehebi, Sübkî, Zeylaî, İbn Kesir, İbn Receb, Irakî, Heysemî, İbn Hacer, Sehavî, Süyûtî gi­bi son dönem, hadis hafızları da bu listeye ilave edilebilir, diyorum. Abdülfettah Ebu Gudde) böyle bir zat bir hadis hak­kında; 'Ben bunu hadis olarak bilmiyorum", ya da "Bunun aslı yoktur", derse bu ifade, o hadisin uydurma olduğuna hükme-dilmesi için yeterlidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah dır!.." İbn Arrak'm ifadesi, parantez arası ilavesiyle birlikte burada sona ermektedir. Bu konunun geniş açıklaması mukaddimede (s.28" 39 arası) geçmişti. Oraya bakınız.

[17] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.17; AliyyüTKarî,  Kübrn:  s. 104; Aclunî, Keşf: 1/39; Hut, Esne'bMetaiih s.29.

[18] Ebu'd-Derdâ (r.a) sahabî olup, Allah Rasûlü (s.a.v)'nden sonra da uzun bir müddet yaşamış, Hz. Osman'ın halifeliği es~ nasında hicrî 32 yılında vefat etmiştir. Soğuktan öldüğü sabit değildir.

[19] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.18; İbnü'd-Deyba':   Temyiz: s.13; Alıyyü'1-Karî, Kübra: s. 104; Aclunî, Keşf: 1/40; Hut, EsneTMe-talih s.29

[20] Sehavî'nin el-Makasıdü'1-Hasene (s.l8)'deki ifadesinin de­vamı şöyledir: Bulaşıcı hastalığa yakalananlardan sakınma emri, halkın zannettiği gibi -bulaşıcı hastalığa yakalanan­lardan uzaklaşma anlamında- olmayıp hastalığın bulaşmasın­dan korkarak kaçınma anlamında olabilir. Buharî'nin Sa­hibinde (Tıb 19 Fethu'bBarî: 10/158 Hadis No: 5707) ve Müs­lim'in Sahih'iade (Selâm Bab 33 Şerhu'n-Nevevî: 14/213 Hadis No: 2220) Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Bulaşma, kuşların uğursuzluğu, baykuş uğursuzluğu, S a fer ayı uğursuzluğu yoktur. Cüzamlı­dan aslandan kaçar gibi kaç." Hadisin lafzı Buharî'ye aittir. Sehavî'nin ifadesi basit tasarrufla birlikte burada sona ermek­tedir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Bana göre bu hadisin ma­nası şu şekildedir: (Lâ advâ) "Bulaşma yoktur" demek, birbiri­nize hastalık bulaştırmayın demektir. Yani bulaşıcı hastalığa yakalanan kişi, Allah'ın takdiriyle hastalığı bulaştırmaktan kaçınarak sağlıklı kişilerle beraber olmaktan sakınsın. Bura­daki (lâ advâ) kelimesindeki (lâ); "Kime bu aylarda hac farz o~ lursa, hacda cinsel davranışlarda bulunmak, günaha yönelmek ve tartışmak yoktur. "(Bakara: 197) mealindeki ayetinde geçen (lâ rafese) kelimesindeki (lâ) gibi nehiy (yasaklama ve sakın­dırma) anlamındadır: Yani hac görevlerini yerine getirme es­nasında -ihramlı iken- cinsel davranışta bulunmasın, günaha yönelmesin, tartışmasın, demektir.

Bu sahih hadisin devamındaki (ve-lâ tıyerate) kelimesindeki (lâ) da aynı şekilde nehiy (yasaklama ve sakındırma) anlamın­dadır. "Kuşların uğursuzluğu yoktur", demek kuşların uçuşunu uğursuz saymayın, demektir. Zira araplar Cahiliyet döneminde kuşların uçuşundan uğursuzluk anlamı çıkarırlar, onları gide­cekleri yerden engellemeye çalışırlardı.

"Baykuş uğursuzluğu yoktur" (ve-lâ hâmete), demek, baykuşu uğursuz saymayın, demektir. Cahiliyette Araplar, öldürülen kişinin intikamı alınmazsa, onun ruhunun baykuş olacağına, bu baykuşun onun intikamı alınıncaya kadar "beni kanla sula­yın", dediğine inanırlardı. İslâm, bu çeşit bütün batıl inançları yasaklamıştır.

& a fer ayı uğursuzluğu yoktur"'(ve-lâ safera), demek Safer ayı­nı uğursuz saymayın, demektir. Araplar, savaşın, baskınların, intikamın yasaklandığı mübarek harara aylarından çıkıp  da Ölümün, savaşın, soygun ve baskınların yapıldığı Safer ayma girdiklerinde bu durum onlara çok ağır geliyordu. Bu da, Ca-hiliyette arapların Safer ayını uğursuz saymalarına sebep ol­muştu. İslâm ise bu inancı yasaklamıştır. Zira vakit; mücerret vakit olması açısından uğursuzluk veya zarar getirmez. Uğur­suzluk veya zarar, insanın bu vakitte yaptığı kötülükten doğ­maktadır. Kötü kişi kötülüğü işlemek suretiyle, zamana da ze­mine de uğursuzluk getirmektedir, aksi ise doğru değildir. Peygamberimiz   (s.a.v)'in   "Cüzzamhdan   aslandan  kaçar gibi kaç",  ifadesi; aynı hadisin devamı olup bazı âlimlerin zannetti­ği gibi ayrı bir hadis değildir. Böylece hadisin başı ile sonu ara­sında tam olarak irtibat kurulmaktadır. Hikmet deryası Rasul-i Ekrem (s.a.v), sağlıklı insanın Allah Teâlâ'mn takdiriyle ken­disini koruması için, hastalığa sebep olan şeylerden kaçınma­sını emrettiği gibi; bulaşıcı hastalığa yakalanan hastanın da. yine Allah Teâlâ'nın takdiriyle başkalarına hastalığı bulaştırıp onları da hasta etmemesi için, sağlıklı insanlarla birlikte olma' sini yasaklamaktadır.

Bu mana, Buharî'nin Sahih inde (Tıb 54 FethuTBarî: 10/243 Hadis No: 5774) ve Müslim'in Sahihinde (Selâm Bab 33 Şerhu'rrNevevî: 14/215 Hadis No: 2221 ) Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet ettiği şu hadise tam olarak uygunluk arz etmektedir: Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Hastalıklı olan, sa­kın sağlıklı olanla beraber olmasın. "Hadisin lafzı Buhari'ye a-ittir. Bu hadiste Rasûlullah (s.a.v), hastalıklı develerin sahibi­ne, bu develeri sağlıklı develerin yanma koymayı yasaklamak­tadır. Bunun sebebi, Allah Teâlâ'mn takdiriyle meydana gele­cek olan bulaşma olayıdır.

Dolayısıyla İslâm, maddî varlıklarda bulaşma olayım kabul etmektedir. Hatta manevî konularda bile bulaşma olayı kabul edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki: "Kişi, arkadaşının dini üzerinedir. Sizden biriniz, kiminle ar­kadaşlık yaptığına iyi baksın. "Bu hadisi Ebu Davud (4/259) ve Tirmizî (9/223 Zühd 45); Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Yine Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: "Sadece mü'minle arkadaşlık yap. Yemeğini de sadece takva sahipleri yesin."Bn hadisi Ahmed (3/38), Ebu Davud (4/259 Edeb 16), Tirinizî (9/242 Zühd 56), İbn Hıbban (1/383) ve Hakim (4/128); Ebu Sa-id el-Hudrî'den rivayet etmişlerdir.

Yine Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: "Her doğan çocuk, fıtrat üzerine doğar. Onu yahudi, nıecusı veya nasranî yapan ana-babasıdır."Bu hadisi Buharı (3/197 Cenaiz 80) ve Müslim (16/207 Kader 35) rivayet etmiştir. Bu lafız, Buhari'ye aittir. Yani ana-baba, çocuğunun Yahudi, Nasranî ve Mecusilerle bir­likte olması sebebiyle onun Yahudi, Nasranî ve Mecusi olması­na sebep olmaktadır.

[21] bkz. İbn Hacer el-Askalânî, îsahe: 2/118; Sehavî. Makasıd: s.22; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s. 14. Aliyyü'1-Kari, Kübra: s. 106; Aclunî, Keşf: 1/49.

[22] bkz. Süyûtî, Leâlî: 1/198; AliyyüTKarî, Kübra: s. 107; Ac­î Kf 1/49.

[23] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   1/198;   Aliyyül-Karî, Aclunî, Keş£ 1/49.

[24] Süyûtî, Leâlî:  1/198-199

[25] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   1/198;   Aliyyü'1-Karî,   Kühra:   s.107; Aclunî, Keşû 1/49.

[26] Süyûtî, Leâlî: 1/199. Müellif Aliyyü'1-Karî, bu ve bundan sonraki hadisi 5. hadisle birlikte zikretmiştir. Ben de bu iki hadisi dikkat çekmek için iki ayrı rakamla bağımsız iki hadis olarak zikrettim.

[27] hkz. Süyûtî, Leâlî: 1/198; Aliyyü'1-Karî, Kühra: s. 107; Ac­lunî, Keş£ 1/49.

[28] Süyûtî, Leâlî: 1/198

[29] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.87; İbnü'd-Deyba':   Temyiz: s.38; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.132; Aclunî, Keşf:  1/210; Hut7 ^sne'7-Metalib: s.72,

[30] Bunun yerine  aynı manadaki şu —hasen- hadis yeterli­dir: "Allahım/.. Şu iki adamdan: Ebu Cehil veya Ömer b Hat tab'dan hangisi sana daha sevgili ise onunla islâm'ı aziz eyle." Bu  hadisi  Ahmed  Müsned' inde   (2/25),  Tirmizî   Cami' inde (Menakıb 17), İbn Sa'd Tahakat'ta, Beyhakî Delâil'de; Harice b. Abdillah b. Süleyman b. Zcyd b. Sabit'ten; o Nafi'den; o da Ibn Ömer'den bu lafızla merfû olarak rivayet etmiştir. (Sehavî, el-MakasıdüTHasene: s.87)

[31] bkz.   Sehavî,   Makasıd:  s.5;   İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.11; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 100; Aclunî, Keşf: 1/14.

[32] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.6;   İbnü'd-Deyba':   Temyiz:  s.11; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.100;  Aclunî,  Keşf  1/20;  Hut,   Esne'b Metalib: s.23. Sehavî, diyor ki: "Bunu -hadis olarak- görme­dim. Benden önce hocam İbn Hacer el-Askaîânî de aynı ifadeyi kullanmıştır."

[33] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 15; Îbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 12 Alıyyul-Karî, Kühra: s.101; Aclunî, Keşf: 1/35.

[34] Bu, İmam Şafii (r.a)'nin sözüdür. Şafiî'nin talebesi Müzcnî diyor ki: Şafiî'ye Risale kitabını seksen defa okudum. Her defa­sında yeni bir hata burur,  "Getir, dur bakalım. Bunu düzelte­lim. Allah, kendi kitabından başka bir kitabın sahih olmasını murad etmedi", derdi. Bunu İmam Abdülaziz el-Buharî, İmam Pezdevî'nin.   UsulMne yazdığı Keşfü'l-Esrar adındaki şerhinin başlarında (1/4) zikretmiş, İbn Abidin de Reddiil'Muhtar haşi­yesinde (1/19) nakletmiştir.

Hatib Bağdadî, Mûdıhu Evhâmil-Cem' ve't-Tefrik kitabında (1/6) Müzeni'nin şu sözünü nakletmiştir: "Bir kitap aslıyla yetmiş defa karşılaştırılsa bile, yine o kitapta hata bulunur. Ak lalı, kendi kitabından başka bir kitabın sahih olmasını murad etmemiştir."

[35] bkz. Sehavî, Makasıd: s.28; İbnü'd-Deyba': Temyiz: s. 16; Aliyyü'1-Karî, Kühra: s.lll; Aclunî, Keşf: 1/70; Hut, Esne'h Metaiib: s.37.

[36] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûat s.2;  Sehavî, Makasıd: s. 15; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 12; Aliyyü'1-Karî,  Kühra: s.112; Ac­lunî, JTe£i? 1/80.

[37] Süyûtî'nin ZeylüTMevzûat (s.2'3)'ında ifade edildiği gibi: Bu sözü hadis olarak rivayet eden kişi, Ebubekir Muhammed b. Isa et-Tarasûsî'dir. Tarasûsî diyor ki: Bize Nuaym b. Hammad rivayet etti. O da şöyle dedi: Bize Cerîr rivayet etti. O Leys'den, o da Bişr'den, o da Enes'den Allah Rasûlü'nün şöyle buyurduğunu ri­vayet etti..." Süyûtî, bunu naklettikten sonra bu rivayete şu ten­kidi yöneltmiştir: "Nuaym b. Hammad, belâlı pek çok haberleriyle bizi yordu. Onun rivayetlerini ne kadar savunabiliriz ki!.. Bu ha­disi Nuaym'den rivayet eden Tarasûsî hakkında İbn Adiyy şöyle demiştir: Rivayet ettiği hadislerin çoğunun mütabii (destekleyici­si) yoktur. O, hadiste hrrsızkk yapan kimseler arasındadır. Başka­sı ise şöyle demiştir: O, deccal bir muhaddistir. Bu hadiste belâ; ondan mı, yoksa üstadı Nuaym'den mi, bilmiyorum."

[38] bkz. Gazzali, İhya: 1/243. Dipnot 1; Aliyyü'1-Karî, Kübra: S-112; Aclunî, Keşf 1/81.

[39] Hafız Zeyneddin eHrakî,  Tahrîc Ehâdisi'1-İhyâ, KitabüT Hacc,   Beytullah'm  ve   Mekke-ı   Müşerrefe'nin   Fazileti   Babı «*azzali, İhya: 1/243. Dipnot 1)

[40] Kamus7 da deniliyor ki: "Husayb -zübeyr vezninde olup-Yemen'de bir yerdir. Kızları çok güzeldir. Husayb arazisine gi­rince   oradan   hızla   geç,   sözü   bu   yer   hakkındadır."   (bkz. Firûzâbadî, el-Kamusu'1-Muhît s.95 Il.bsk. Daru'r-Risale, Bey­rut 1987 M.)

[41] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.15; İbnü'd-Deyba\   Temyiz: s. 19; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 113; Aclunî, Keşf: 1/88.

[42] Devamı şöyledir:  "Allah -talebenin okuduğu- her yaprağa karşılık bir şehir bina eder. Bu şehirlerden her biri dünyanın on katı kadardır."

[43] Süyûtî, ZeylüTMevzûat s.47 (bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.113; Aclunî, Keş£ 1/88.

[44] bkz. Sehavî, Makasıd: s.38; İbnü'd-Deyba':  Temyiz: s.2ü; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.113;  Aclunî,  Keşf:   1/90;  Hut,   EsneT Metalib: s.43.

[45] Bunu Irakî Şerhu Süncni't-Tirmızî'de söylemiştir. (Sehavî, el-MakasıdüTHasene:   s.38)   Irakî,   Tahricü   Ehâdîsi'l-İhya'd-a Yemek  Edepleri  bölümünde  ise  şöyle  demiştir:  "Bu  konuda meşhur olan   hadis:  "Akşam yemeği hazır olur da namaz için kaamet getirilirse, önce yemek yiyin", şeklindedir.

Irakî'nin işaret ettiği şu hadis, -yukarıdaki- uydurma hadise ihtiyaç bırakmamaktadır: Buharı (9/505) ve Müslim (5/45)'in Enes (r.a)'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.av) şöyle buyur­maktadır: "Akşam yemeği hazır olur da namaz için kaamet ge­tirilirse, önce yemek yiyin", Bu konudaki "Yemek hazır oldu­ğunda namaz yoktur", hadisi de sahihtir. Bu hadisi Müslim (5/47) Hz. Aişe (r.a) vasıtasıyla Peygamberimiz (s.a.v)'den riva­yet etmiştir. Bu hadis, nefiy -olumsuz ifade- olup, nehiy (ya­saklama) anlamındadır. Yani hiç kimse arzuladığı yemek hazır olduğunda namaz kılmasın, demektir.

[46] Sevrî: İmam, muhaddis, müfessir ve fakih Süfyan es-Sev rîdir.  Bu hadisi Ebu Nuaym eHsbehânî Hılyet.ü'l-Evliya'da (6/376-377) Süfyan es-Sevrî'nin hayatını anlatırken nakletmiş-tir. Asal nüshada bu hadisin metninde tahrif ve eksiklik olup bu eksiklik Hılye'den düzeltilmiştir.

[47] Ebu Nuaym, Hılye: 7/17

[48] Bu hadisi Gazzalî, İhya'da 12/149) Helâl ve Haram Bcilü-mü'nde sultanlar ve zâlimlerle birlikte olmanın helâl olduğu durumlar babında zikretmiştir. Onun lafzı şu şekildedir: "Alla-hım!.. Hiçbir facihn nimetini bana nasib etme ki, kalbim onu sevmesin." Irakî'nin ihya TnhricTndeki lafzı da bu şekildedir. Irakî diyor ki: "Bu hadîsi İbn Murdeveyh  Tefsir'de Kesir b. Atıyye vasıtasıyla ismi bilinmeyen meçhul bir râviden rivayet etmiştir.   Bunu   Ebu   Mansur   Deylemî   Müsnedü'TFirdevs'de Muaz'dan; Ebu Musa el-Medînî Tazyîu'l'Umûri ve'l-Eyyâm ki­tabında ehl'i beyt tarikiyle mürsel olarak rivayet etmiştir. Ha-dişin bütün isnadları zayıftır."

Gazzalî, bu hadisi ikinci defa ihya'da (4/298) Muhabbet, şevk ve ünsiyet bölümü'nde Muhabbetin Hakikati ve Sebepleri ko­nusunun sonunda nakletmiştir. Irakî burada hadisi Deylemî'-den tahric etmiş ve "zayıf ve munkatı' -kesintili- bir senedle rivayet etmiştir," ifadesini kullanmıştır.

[49] bkz. Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd-Dcyba', Temyiz: s.21; AliyyüTKarî, Kübra: s.116; Aclunî, Keşf 1/116.

[50] bkz. Hatib, Tarihu Bağdad: 7/281; 8/105; Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd'Deyba',  Temyiz: s,21; AIiyyü'l'Karî, Kübra: s. 116; Aclunî, Keşf. 1/96; Hut, Esne'TMetalıb: s.45.

[51] Sehavî'nin etMakasıdüTHasene'deki (s.40) sözünün de­vamı şöyledir: "Bu ifade,  "Bana. ve Allah'ın diğer Peygamberle­rine salavat getirin. Zira Allah beni Peygamber gönderdiği gibi, onları da Peygamber olarak gönderdi." hadisinin manasıdır." Zikri geçen hadisi Bcyhakî Şüabü'l-îman'da (1/148 No: 131)Ebu Hureyre'den; Hatib Bağdadî  Tarihu Bağdadila (7/381) Enes"'-den şu lafızla rivayet etmişlerdir: "Bana,. Allah'ın nebilerine ve resullerine salavat getirin. Zira Allah beni Peygamber gönder-"tgı gibi, onları da Peygamber olarak gönderdi." Bu, zayıf bir hadistir.

[52] bkz. Sehavî, Makasıd: s.40; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.21; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.116; Aclunî, Keşf: 1/101.

[53] bkz. Süyûtî, Leâlr 1/215; Sehavi, Makasıd: s.40; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.21; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.117; Acluııi, Keşf. 1/101.

[54] Süyûtî, Leâlî: 1/215

 
« Son Düzenleme: 21 Ağustos 2008, 21:11:07 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 21 Ağustos 2008, 21:14:47 »

24. HADİS: "Sudan sorumlu olduğunda suda cimri­lik yapma."  [55] Sehavî: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

Sivrisinek  sizden  birinizin  tabağına  iyice batırın." [56]  Sahihtir,  atın" ifadesi uydurma-

25. HADİS: düştüğünde onu -yemeğe-Ama "yemeğe batırın ve sonra dır. [57] Mugrib'de böyle denilmiştir.[58]

26. HADİS: Dört şey dört şeye doymaz: Toprak yağ­mura, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme doy^ maz." [59]İbnü'l-Cevzî bunu "Mevzuat" kitabında [60] zik­retmiştir.[61]

27.  PİRİNÇ HADİSİ": [62] Sabit değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zikretmiştir.[63]

28. HADİS: Denizdeki toprak, karadaki ahır gibi­dir. [64] Bunun aslı bulunamamıştır.[65]

29. HADİS: "Niyetini saf kıl. Toprakta uyu." [66] Ha­dis değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zikretmiştir.[67]

30. HADİS: "Bütün dertlerin aslı, insanın kendi nef­sinden hoşnut olmasıdır," [68] Selef alimlerinden birinin sözü olup hadis değildir. İbnü'd-Deyba' bu şekilde zik­retmiştir.

31. HADİS: "Dilsiz sarıktan [69] Allah'a sığınırım."[70]

Süyûtî diyor ki: Bunun aslı yoktur.[71]

32. HADİS: "Müşteriye yardım edin." [72] Bu lafızla aslı yoktur.

"Müşteriye yardım olunur," sözü de böyledir. Bu hükmü İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

33. HADİS: "İbadetlerin en faziletlisi en zor olanı­dır." [73] Zerkeşî: Hadis olarak bilinmemektedir, demiş­tir. İbn Kayyim Şerhli MenazilısSairin'de: Bunun aslı yoktur, demiştir.

34. HADİS: "Cennet ehlinin çoğu, aptaldır." [74] Bu ha-dişi Bezzar zayıf olarak, Kurtubî ise sahih kabul ederek rivayet etmiştir. [75] Bu hadis "Cennetin en üst makam­larında olanlar, akü sahipleridir", ilâvesiyle rivayet e-dil'mistir. Bu ilâvenin aslı yoktur.

Hadisin metninde geçen "Bülh" kelimesi, kendi ha" linde olan anlamındaki "ebleh" kelimesinin çoğuludur. "Ebleh" ise, kötülüğün farkında olmayan ve her şeyi iyi zanneden kimsedir.

Sehl et'Tüsterî, böylelerini kalpleri coşkuyla dolu ve daima Allah ile meşgul olan kimseler olarak açıkla­mıştır. Yine denilmiştir ki: Ebleh, dünya hakkında bil­gisiz olup dininde derin anlayış sahibi olan kimsedir. Makasıd' da şöyle denilmiştir: Böyleleri dünya işlerin­de bilgisiz olanlardır.[76]

35. HADİS: "Abdest   suyuna   değer  verin." [77]  İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiş, Zejtf'de [78] ise, Onun de­diği gibidir, denilmiştir.

36. HADİS: "Yaratılmışların dilleri Hakkın kalemleridir. [79] Aslı yoktur. Bu hükmü İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

37. HADİS: "Kölenin verdiği eman (güvence) geçer­lidir." [80] İbnü'l- Hümam [81]: Bunun aslı bilinmemekte­dir, demiştir.[82]

38. HADİS: "Ben, zahirle (görünen delillerle) hüküm vermekle emr olundum. Gönülleri bilen ise Allah'tır."[83]

Irakî ve başka âlimler, bunun aslı olmadığım kesin ola­rak ifade etmişlerdir.[84]

39. HADİS: "Yemekte lokmayı küçültmekle ve iyice çiğne­mekle emrolunduk."  [85] Nevevî: Sahih değildir,  [86] demiştir.

40. HADİS: "Ben araplarm en fasüı konuşanıyım. Şu kadar var ki, ben Kureyş'liyim." [87] Süyûtî: Ne bunu tahric eden bir kimse, ne de senedi bilinmektedir, demiştir.

41. HADİS: "Ben dad harfiyle konuşanların -yani Arapların— en fasih konuşanıyım." [88] Ibn Kesir ve Ibn Cezerî'nin dediği gibi! manası doğrudur, aslı yoktur.

42. HADİS: "Peygamberler lider, Fakihler efendidir­ler. Onlarla oturmak ziyadedir." Hulâsa'd-a. [89] belirtil­diği gibi, uydurmadır.

43. HADİS: "Gerçeği itiraf eden insaflı davranmış­tır." [90] Sehavî: -Hadis olarak- Bu şekilde bilmiyorum, demiştir.[91]

44. HADİS: "Söz günıüşse, sükût altındır." [92] Süley­man aleyhiaselâm'm sözü veya Hz. Lokman'm oğluna nasihatlerinden biridir. Bunu İbnü'd-Deyba' zikretmiştir.

45. HADİS: "Âlimler Allah'ın velî kulları değilse, Al­lah'ın velî kulu yoktur." [93] Hadis değil, bilakis İmam Ebu Hanife (r.a) ve İmam Şafiî (r.a)'nin sözüdür.

46. HADİS: "Allah, her mü'minden her münafıka buğzetme, her münafıktan da her mü'mine buğzetme, sözü aldı." [94] Hadis olarak bulunamamıştır.

47. HADİS: "Allah, nağmeli duayı kabul etmez." [95] Aslı bilinmemektedir.

48. HADİS: "Allah, akh yarattığında ona: Öne geç de­di, o da öne geçti. Geri kal dedi, O da geri kaldı. Sonra şöyle buyurdu: İzzetime ve celâlime yemin olsun ki, Ey akü!. Senden daha şerefli bir yaratık yaratmadım. Se­ninle verir, seninle alırım." [96] Alimler: Bu yalandır, itti­fakla uydurmadır, dediler. Makasıd' da böyle denilmiştir.[97]

49. HADİS: "Allah, zenginlerin yemeğinin tadını fa­kirlerin yemeğine nakletmiş tir." [98] Süyûtî: Bu uydur­madır, demiştir.

50. HADİS: "Allah, Beytullah'a her yıl altı yüz bin kişinin haccedeceğini vaad etti. Eğer sayı eksik kalırsa Allah, bunları meleklerle tamamlar. Kabe, mahşerde gerdeğe giren gelin gibi yaratılacak, Beytullah'ı hacce­den herkes onun eteklerine sarılacak, Beytullah Cen­nete girip de hacılar da onunla birlikte Cennete girin­ceye kadar onun etrafında tavaf edeceklerdir." [99] Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.

51. HADİS: "Allah, işsiz adamdan hoşlanmaz." [100] Zerkeşî: Bunu bulamadım, demiştir.[101]

52. HADİS: "Toprak, sünnetsizin idrarından dolayı kırk gün necis ohır." [102] Senedinde hadis uydurmacısı Davud [103] bulunmaktadır.

53. HADİS: "Cennet ehli, Cennette âlimlere muhtaç olurlar. Zira onlar her Cuma Allah'ı ziyaret ederler. Ce-nab-ı Hak:

-Benden dilediğinizi temenni edin, buyurur. Cennet ehli bunun üzerine âlimlere yönelirler:

-Biz, Rabbimizden ne temenni edelim? derler. Alim­ler de:

-Şöyle şöyle... temenni edin, derler." [104] Mizan' da bunun uydurma olduğu ifade edilmiştir.[105]

54. HADİS: "İman hem söz hem de ameldir, artar ve eksilir" veya 'İman hem artmaz ve eksilmez." [106] Firûz-âbadî: Hiçbiri sahih değildir, demiştir.

55. HADİS: "Bilâl, ezanda (şîn) harfini (sin) olarak değiştiriyordu." [107] Bunun aslı yoktur.


[55] bkz. Hatib, Tarihu Bağdad: 9/52; Ebu Nuaym, Hıîye: 3/14; Sehavî,  Makasıd:  s.44; İbnü'd-Deyba1,   Temyiz: s.23;  AliyyüT Karî, Kübra: s.117; Aclunî, KeşfllİüZ; Hut, EsneTMetalıb: s.49.

[56] Ebu Ubeyd: "Sineğin, hastalığa sebep olduğu gibi şifaya sebep olması için, onu yemeğe veya içeceğe iyice batırın. Bu, Al­lah  Teâlâ'nm  sineğe   ilhamıyla   olur",   demiş;  Mutamzî  de Mugrib'de bunu nakletmiştir. (Biyolojik incelemelere göre; si­nek, yiyecek ve içeceklere toksin salgıladığı gibi, antitoksin de salgılamaktadır. Çev.)

[57] bkz. Mutarrizî, Mugrib: 2/187; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/108.

[58] Mutamzî, Mugrib: 2/187

[59] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236; Zehebi, Mizan: 1/542; Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.24; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.118; Aclunî, Keşf. 1/116; Hut, Esne't Metalib: s.51.

[60] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 1/234-236

[61] Hafız Zehebî, Mizanü'l-Î'tidaî'&e (1/542) bu -uydurma* ha­disi Huseyn b. Ulvan el-Kelbî'nin biyografisinde onun tarikiyle nakletmiş,   sonra da şöyle demiştir: "Ben de derim ki: Yalancı da yalana doymaz."

[62] Bu hadis, Lam harfinde 252 nolu hadis olarak gelecek olan; Pirinç adam olsaydı yumuşak huylu olurdu" şeklindeki hadistir.

[63] bkz. Sehavî, Makasıd: s.49; İbnü'd-Deyba,  Temyiz: s.25, 152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.119; Aclunî, ^a^f 1/126; Hut, Es-ne'l-Metalik s. 100.

[64] Bazı kitaplarda "topraktaki ahır gibidir", denilmiştir.

[65] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.119; Aclunî, Keşf 1/125.

[66] bkz. Sehavî, Makasıd: s.47; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.29; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.122; Aclunî, Keşf:  1/146; Hut,  EsncT Metalik s.58.

[67] Yani İbnü'd-Deyba, bu hadisi Temyîzü't-Tayyib Minel Ha-bis Fî'Ma  Yedûru Alâ EIsineti'ırNâs MineTHadis kitabında zikret­miştir. Ancak hadis, kitabın yayınlanmış baskılarında yoktur. Da­ha doğrusu ben onu bu baskılarda bulamadım. Kitabın aslı olan Sehavî'nin el-Makasıdü'THasene Fİ Beyan Kesir Mine'i-Ehadîsi'l-Müştehira  Ale'hElsine  kitabında   (s.61)   mevcuttur.   (Bu  hadis, Temyizü't-Tayyib   kitabının    elimizdeki    Daru'1'KütübiTIlmiyye Beyrut 1401/1991 tarihli yeni baskısının 29. sayfasında 144.nö.lu hadisin  sonunda  numarasız  olarak  yer   almaktadır.   Muhakkik AbdiUfettah Ebu Gudde merhumun elindeki nüsha, kitabın sonun­daki bibliyografyadan anlaşılacağı gibi 1347/1942 yılında yayınla­nan Muhammed Ali Subayh baskısıdır. (Çev.)

[68] bkz. Sehavî, Makasıd: s.62; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.29; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.122; Aclunî, Keşf:  1/147; Hut,  Esne'}-Metalik s.58.

[69] Dilsiz sarık, ucu omuzdan aşağıya sarkıtılmayan sarık demektir

[70] bkz. Süyûtî, Hâvi: 1/471; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.123; Ac­lunî, Keşf: 1/166.

[71] Süyûtî, bunu el-Hâvî fi'1-Fetâvâ'dz (1/471)   ÂH Imran Sır resi'nin 125. âyeti ile ilgili bir meseleyi zikrederken ifade et­miştir.

[72] bkz. Sehavî, Makasıd: s.68; İbnü'd-Deyba7,   Temyiz: s.32. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.123; Aclunî,  Keşf 1/166; Hut,  EsneT Metalib: s.62.

[73] bkz. Sehavî, Makasıd: s.69; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.33; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.123; Aclunî, Keşf:  1/175; Hut,  EsneT Metaîib: s.64.

[74] bkz. Münavî, FeyzuTKadir. Sehavî, Makasıd: s.74; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.34; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.125; Aclunî, Keşf 1/186; Hut, EsneıMetalib: s.66.

[75] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzıtatü'l-Kübrâfa (s. 126) şöyle demiştir: "Kurtubî, Tezkirede bu hadisin sahih olduğunu be­lirtmiştir. Halbuki böyle değildir. Bilakis İbn Adiyy bu hadis hakkında: Münkerdir, demektedir."

[76] Müellifin, elMevzûatüTKübra'dd. (s. 127) ifade ettiği gibi; Hadiste geçen ebleh (aptal) kelimesi, "geri zekâlı" anlamında kullanılmamıştır.

[77] bkz. Süyûtî, ZeyliiTMevzûat s.203; AliyyivTKarî, Kiibra: s.127; Aclunî, Keşf: 1/197.

[78] Süyûtî, ZeyliiTMevzûat s.203

[79] bkz. Sehavî, Makasıd: s.84; İbnü'd-Deyba',.  Temyiz: s.37. AHyyüTKarî, Kübrn: s.132; Aclunî, Keşf: 1/205; Hut,  Esne'l-Metalib: s.70.

[80] bkz.  İbnü'l-Hümam,  Fcthu'1-Kadh;  4/302;  Aliyyü'1-Karî, Kiibra: s. 134.

[81] İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Kitabu's-Siyer: 4/302

[82] Yani  Peygamberimiz   (s.av)'den  senediyle  nakledilen  bu lafıza bir hadis bilinmemektedir, demektir. Ancak bu söz Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür. Bunu Abdürrezzak Musannefin.de (5/222) Hz. Ömer (r.a)'in sözü olarak rivayet etmiştir. Yine Hafız Zeylaî, Nasbu'r-Râye kitabında (3/396) Hz.  Ömer (r.a)'in sözü olarak nakletnıiştir. (Said b. Mansûr, Sünen: 2/3 Hadis No: 250-251; Beyhakî, Sünen: 9/94)

[83] bkz. Sehavî, Makasıd: s.91; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.40; Aliyyü'1-Karî, Kiibra: s.134; Aclunî, Keşf 1/192-193; Hut, Bs-ne'l'Metalib: s.73.

[84] Bu söz, İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'aninda (1/143) seh­ven hadis olarak ifade edilmiştir. Talebesi Kadı İvaz,  TerübüT Medarik kitabında (1/101 Fas baskısı) ona uyarak şöyle demiştir: beşerin iç âlem hakkında vereceği hükmün, Allah'ın hüküm ve hikmetini değiştirmesi imkânsızdır. Zira Peygamberimiz (s.av) şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamberler topluluğu sadece zahir — görünen deliller- ile hükmederiz. Gönülleri bilen ise Allahtır." Bir başka rivayette iç alemi bilen Allah'tır, denilmiştir. Bir riva­yette ise "Bana zahirle (görünen delillerle) hükmetmem emredil­di. Gönülleri bilen ise Allah'tır", denilmiştir." Kadı lyaz'm sözü burada sona ermektedir.

Bu ifade ise bazı âlimlerin dikkat çektiği gibi, hiç kuşkusuz yanlış bir ifadedir. Bu rivayetler asılsızdır. Mizzî, Ibn Kesir, Zerkeşî, İbnü'l-Mülakkm, Irakî ve Sehavî gibi dahi hadis hafız­ları ve başkaları: Bu hadisler ne meşhur hadis kitaplarında, ne de yaygın hadis cüzlerinde bulunmaktadır, demişlerdir. Burada dikkat çekilmesi gerekli bir husus da şudur: Sehavî, el' Makasıdü'î-Hasene' de (s.91) bu hadisin hükmünü açıklarken yaptığı  bir   nakilde   hata   etmiş,   ondan  sonra   gelen   müellif AliyyüTKarî ehMevzûatü'l-Kübra'Aa ve Aclûnî Keşfü'l-Hafa'da (1/192-193) Sehavî'ye uyarak şöyle demişlerdir: "Nevevî, Sahihi Müslim Serhih.de;  '''Ben insanların kalbini açıp bakmakla, gö­ğüslerini yarmakla emrolunmadıın", hadisini şerh ederken ay­nen şöyle demiştir: "Bunun anlamı   şudur: "Ben, zahirle (görü­nen delillerle) hüküm vermekle emrolundum. Gönülleri bilen ise Allah'tır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) de böyle buyur­muştur." Ncvevî'don nakledilen söz burada son ermektedir. Bu nakli ilk yapan Sehavî, Nevevî'nin ifadesini tam nakletme-miş, hata ve yanlışlık buradan kaynaklanmıştır. "Nevevî'nin Sahihi Müslim Şerhi' ndeki (Kitabü'z-Zekât, Müellefe-i kulüba zekât verilmesi babı: 7/163) ifadesini aynen nakledelim. Nevevî (r.a) şöyle diyor: "Bu hadisin anlamı şudur: Ben, zahirle -gö­rünen delillerle- hüküm vermekle emrolundum. Gönülleri bi­len ise Allah'tır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) de böyle bu­yurmuştur:   ''Onlar bunu söylediklerinde -başkalarının hakkı müstesna— kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. He­saplan ise Allah'a, aittir." Yine bir başka hadiste şu ifade yer almaktadır: "Kalbini yarsaydm yal."

Nevevî'nin bu ifadesinde; (Ben, zahirle -görünen delillerle-hüküm vermekle emrolundum...) cümlesi, Allah Rasûlü (s.a.v)' ne nisbet edilmemiştir. Sadece ele alman hadis, Allah Rasûlü (s.a.v)'ne nisbet edilmeyen bu ifadeyle açıklanmıştır. Bu hata, Nevevî'nin ifadesine süratle bakıp da (Nitekim Peygamberimiz de böyle buyrırmuştur) ifadesini; sonrasıyla değil de, öncesi ile ilişkili saymaktan kaynaklanmıştır.

(Zahirle —görünen delille— hüküm verme hakkındaki bazı sahih hadisler)

Hadis olmayan bu söz yerine; Buharî'nin KitabüTMegazî'de Ali b Ebî Talib ve Halid b. Velid'in Veda Haccmdan önce Yemen'e gönderilmeleri babında {Fethu'1-Barî: 8/53"54); ve Müslim'in az önce adı geçen konuda (7/163) naklettikleri şu hadis yeterlidir: Ebu Said el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Münafıklıkla nitelenen biri Allah Rasûlü (s.av)'ne:

- Allah'dan kork, dedi. Bunun üzerine Halid b. Velid:

- Ya Rasûlallah!.. Bunun boynunu vurayım mı? dedi. Peygam­berimiz (s.av):

- Hayır, Belki de o namaz kılan biridir, diye cevap verdi. Halid:

- Nice namaz kılan -münafık- lar var ki, kalbinde olmayan şe­yi dilleriyle söylüyorlar, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:  "Ben insanların kalbini açıp bakmakla, göğüslerini yarmakla emrolunmadım."

Şevkânî, frşadü'l-Fuhûl'de (s.255) (Delillerin birbirlerine denk gelmesi ve Tercih) bahsinde diyor ki: "Biz zahirle -görünen de­lille— hükmederiz, hadisinin aslı yoktur ama manası doğrudur. Hz. Abbas (r.a) Peygamberimiz (s.a.v)'e, Bedr'e zorlama sonucu katıldığını söylediğinde; Peygamberimiz (s.a.v)'in ona: "Dış gö­rünüşün bizim aleyhimize idi", demesi; bir başka hadiste: "Ben duyduklarımla hükmederim", buyurması gibi bazı hadislerde bu mana ifade edilmektedir.

[85] bkz. Sehavî, Makasıd: s.94; İbnü'd'Deyba',  Temyiz: s.40; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.136; Hut, Esne'bMetahb: s.74.

[86] Yani bu hadis bâtıldır, kesinlikle sahih diye nitelendirile­mez, demektir. Hadis hakkında "Lâ Yesbütü" (sabit değildir) denildiğinde de böyledir. Mukaddimede üstadımız Kevserî'nin Intikadü'l-Muğnî ani'1-Hıfz veTKitah eserine yazdığı mukad­dimedeki şu ifadesi geçmişti: "Uyarı:  Tenkit müellifi -İbnüT Hinımat- diyor ki: Fikhî hükümlerle ilgili hadisleri derleyen Buharı ve diğer âlimler; "Lem yasıhh" (sahih değildir) ifadesiy­le ıstılahı manasıyla sahih değildir, demek istemişlerdir. Uy durma ve zayıf hadisler hakkında eser yazanlar ise "hem yasıhh" (sahih değildir) ve "Lâ yeshütü" (sabit değildir) ifade­siyle umumî manayı murad etmektedirler. Birinci ifadeden ha­disin hasen veya zayıf olmaması gerekmez, ikinci ifadeden ha­disin bâtıl olduğu anlaşıhr."

[87] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.137; Aclunî, Keşf: 1/132.

[88] bkz. Sehavi, Makasıd: s.95; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.41; Aliyyü'1-Karî,  Kühra: s.136; Aclunî,  Keşf: 1/132; Hut,  Esne'î-Metalik a.93.

[89] Yani bunu tahkik ehli İmam Huseyn b. Abdillah et'Tıybî, eJ-Hıüâaa fî Ma'rifetiTHadis adlı kitabında, İmam Saganî'nin ed-DüiTu'î-Müîtekat fi Tebyîni'l-Galat~kitrabm6.Q.T\ nakletmiştir. (AbdÜLfettah Ebu Gudde diyor ki:) Abdullah b. Mesud'un şöyle de­diği rivayet edilmiştir: "Müttekîler efendi. Fakihler liderdirler. On­larla oturmak ziyadedir." Bunu Taberanî el-Mu'cemü'1-Kebir'dc rivayet etmiştir. Ravileri güvenilir kimselerdir. (Heysemî, Mecmeıiz-Zevâid 1/125; Ebu Nuaym, Hılye 1/134) İbn Cezerî, Kita-bül'Kussas ve Müzeklanride (s.44) yukarıdaki sözü, İbn Mesud'a ait uzun bir vaaz metni içerisinde Taberanî ve Ebu Nuavm'm ri­vayeti gibi rivayet etmiştir. Bu hadis, metnin son cümlesidir. Bu son derece nefis, doğru bir sözdür. Zira o şöyle demektedir: ''Müttekîler efendidirler. "Yani takvaları sebebiyle onların şere­fi ve yükseklikleri vardır. "Fakihler liderdirler."'Yani Allah'ın dinini açıklama konusunda onlara kendilerine uyulan kimse­lerdir. Onlarla yanı müttekî fakihler]e oturmak, fakîh olmayıp sadece müttekî olanlarla oturmaktan daha faziletlidir. Zira i-limieri, haram ve helâli bilmelerinden istifade edilmesi sebe­biyle, müttekî fakihlerin sohbetinde daha fazla hayır vardır. Dolayısıyla müttekî fakihlerle beraber olmak daha faydalı ve daha kazançlıdır.

Belki de İbn Mes'udun bu sözü, burada zikredilen hadisin aslı olup; ravilerden biri, bu sözün bazı kelimelerini kendi anlayışı­na göre değiştirip bu sözü merfû hadis olarak nakletmiş, böyle-ce hem manayı bozmuş, hem de Peygamberimiz (s.a.v)'in söy­lemediği bir şeyi O'na nisbet etmiş olabilir!..

[90] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 102; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.42; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.140; Aclunî,  KeşûV'LAZ; Hut,   Esne'l-Metalib: s.95.

[91] Sohavî'nin sözünün devamı şu şekildedir: "Fakat Ahmed ve Hakim Müstedrek' inde el'Esved b. Seri' (r.a)'den şu hadisi nvayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (s.a.v)'e esir bir bedevi geti­rildi. Bedevi: Ben Allah'a tevbe ediyorum. Muhammed'e yönel­tiyorum, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v): "Hakkın ehlini bildi", buyurdu.

[92] bkz. Sehavî. Makasıd: s.132; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s.152; Aclunî, Keşf:  1/304; Hut,  Esne'l-Metalib: s.92.

[93] bkz. İbn Kesir, Bidaye: 13/100; Sehavî, Makasıd: s.132; İbnü'd-Deyba',  Temyiz s.55; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.153; Hut, Esne'l-Metalıb: s.92. Not: İlk dört kitapta hadis (İn lero tekün..) şeklinde, son kitapta ise (İn lenı yekûn..) şeklindedir. (Çev.)

[94] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.145; Aclunî, Keşf: 1/273.

[95] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.144; Aclunî, Keşf: 1/288.

[96] bkz. Sehavî, Makasıd: s.118; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.49; Aliyyü'1-Karî,   Kübra:  s.143; Acluni,  Kcşf:\i21ü;  Hut,   Esne'l-Metalib: s.8Ü

[97] Hafız Irakî, et-TahıicüTKebir lrEhadisi'1-İhya kitabında ou uydurma hadisin tariklerini geniş bir şekilde açıklamış, Al-lâme Zebîdî de İhya Şerhihde (1/453-455) ondan nakletmiştir.

[98] bkz. Sehavî, Makasıd: s.119; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.49. ^Bu iki eserde de şöyle denilmiştir: İbn Hacer bunun uydurma olduğuna   hükmetmiştir.   Çev.)   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.145; Alî, Keşf 1/278; Hut, Esne'l-Metal/b: s.78.

[99] bkz. Gazzalî, İhya: 1/241 Dipnot 3; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.145; Aclunî, Keşf: 1/278.

[100] bkz. Sehavî, Makasıd: s.121; İbnü'd-Deyba\  Temyiz: s.53: Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 146; Aclunî, Keşf: 1/291; Hut,  Esne'h Metalib: s.84,

[101] Halk   arasında   meşhur  olan   söz,   "Allah,   işsiz kuldan hoşlanmaz", şeklindedir. Bu manada sahabe sözü olarak pek çok ifade nakledilmiştir. Hafız Sehavî, eî-MakasıdüTHasene'&v (s.126) diyor ki: Said b. Mansur, Sünenindi İbn Mes'ud'un bu sözünü şöyle rivayet etmektedir: "Ben ne dünya işinde ne de a' hiretişinde boş olan adamdan hoşlanmam." Zemahşcrî, Tls/sirinde İnşirah Suresi'ndc Hz. Ömer (r.a)in şu sözünü rivayet etmektedir: "Ben sizden birinin ne dünya işinde, ne de ahiret işinde boş olmasından hoşlanmam. " Beyhakî, Şüab'de Urve b. Zübeyr tarikiyle şu rivayeti nakl­etmektedir: Urve b. Zübeyr'e: Bu âlemde en kötü şey nedir? de­nildi. Urve: İşsizlik, diye cevap verdi. Bu uydurma hadiste ge­çen "Alem"kelimesi Aclûnî'nin Keşfü'l'Hafa'&a. harekelediği gi­bi lâm harfinin feth asıyla dır.

[102] bkz. Zehebî, Mizan: 2/8; İbn Hacer, Lisan: 2/417-; Süyûtî, ZeylüTMevzûat: s.97; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.140; Aclûnî, Keşf 1/223.

[103] Bu   hadis  uydurmacısının   adı  Davud  b.   Süleyman  el-Cürcanîdir. Hadiste geçen (el'Aklef); Sünnet olmayan kişi de­mektir.  Kitabın  asıl  nüshasında ve  müellifin   ebMevzûatü'î--ffüörasmda ve Aclûnî'nin KeşfüTHafa'smda (1/223) bu hadis­te; (el-Aklef) kelimesi (el-Eb'ar) şeklinde zikredilmiştir ki bu kelimede tahrif yapılmıştır. Doğrusu, Süyûtî'nin ZeylüTMev ^ûa^înda (s.97) olduğu gibi ve benim yukarıda yazdığım şekil­dedir.   Bu   uydurma   hadisin   devamı,   Zehebî'nin   Mizanü'l-rtidal'du (2/8) ve İbn Hacer'in LısaniVbMizand^ (2/417) adı ge­çen yalancı (Davud b. Süleymancın biyografisinde şu şekilde yer almaktadır: ''Çocuklarınızı yedinci günde sünnet ettirin. Zr ra bu, daha nezihtir ve derinin daha çabuk iyileşmesini sağlar, toprak, sünnetsizin idrarından dolayı kırk gün necis olur."

[104] bkz. Zehebî, Afisan- 3/436; Süyûtî, eJ-Canıiu'sSagîr (Fer zu'1-Kadir.   2/437)   Fettenî,   Tezkiretü'1'Mevzûât;   s. 18;   Achınî, -ffe^f 1/263; Hut, Esne 1'-Metalib: s.77.

[105] Hafız Zehebî, bunu Mizanü'l-İ'tidal'&a. (3/436) yalancılardan biri olan (Mücaşi' b. Amr)'m biyografisinde zikretmek-tedir.

[106] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kühra: s.142; Aclunî, Keşf: 1/22,259.

[107] bkz. Sehavî, Makasıd: s.113; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.46; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 140; Aclunî, Keşf: 1/263; Hut,  Esne'l-Metalib: s.86.
« Son Düzenleme: 21 Ağustos 2008, 21:15:29 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Bad-ı Saba

Ziyaretçi

« Yanıtla #2 : 23 Ağustos 2008, 01:23:19 »

Abim Allah razı olsun nasip olursa ilk fırsatta  bu faydalı paylaşımını tek tek okuyacağım. Bu günlerde üzerinde araştırma yaptığım bir konu. teşekkür ederim  papatya
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 06 Eylül 2008, 03:28:48 »

sağolasın kardşeim devam ediyoruz :

56. HADİS: 'Terle gök arasında bulunan ve ken­disine Velhân adı verilen Şeytan'm yanında Adem o-ğullarınm sekiz katı kadar askeri vardır. Onun aynı zamanda Hanzeb denilen bir halifesi vardır."  [108] Ibn Cevzi: Uydurmadır, demiştir.

57. HADİS: "Âlim ve talebesi bir kasabaya uğradık­larında; Allah Teâlâ bu kasabanın mezarlığından kırk gün azabı kaldırır/' [109] Hafız Celâl [110]: Bunun aslı yok­tur, demiştir.

58. HADİS: "Bir kulun övgüsü doğu ile batı arasında yayılır da, Allah nezdinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmayabilir." [111] İhya'da bu şekildedir. Irakî ise: Bu şe­kilde bulamadım, demiştir.

Buharı ve Müslim'in Sahih lerinde Ebu Hureyre rr vay etiyle şu sahih hadis bulunmaktadır: "Kıyamet gü­nü iri yapılı, şişman adam gelir. Halbuki Allah nez~ dinde sinek kanadı kadar ağırlığı yoktur. "[112]


59. HADİS: "Kısa boylu hanımın boyu uzayabilir." [113] Yani kısa boylu hanım uzun boylu çocuk dünyaya getire­bilir. Kamus sahibi diyor ki: Bu bir atasözü olup Cevhe-rî'nin zannettiği gibi hadis değildir.

60. HADİS: "Sizler, kendilerine amel ilham edilen bir zamandasınız. Öyle bir toplum gelecek ki onlara tartışma ilham edilecek." [114] İhya' da zikredilmiştir. [115] Irakî: Bunu bulamadım, demiştir.[116]

61. HADİS: "İbrahim Halü ve Ebu Bekir Sıddık'ın Cennette sakah vardır." [117] Sahih değildir. Musa ve Ha­run (a.s) hakkında söylenen hadis de böyledir.[118]

62. HADİS:   "Allah'ın Ölüleri  taşıyan  melekleri var­dır." [119] Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, demiştir.

63. HADİS: "Allah'ın bir meleği vardır ki, iki kaşının arası beş yüz yıllık mesafedir." [120] Bunun aslı bulunamamrştır.[121]

64. HADİS: "Mescid, -yere atılan- sümükten ezilip büzülür." [122] Bulunamamıştır.[123]

65. HADİS: "Size en az verilen şey, yakîn ve sabır a-zîmetidir. Kime bu iki hususta nasib verilmişse gece namazı ve gündüz orucundan kaçırdığı şeye aldırış et­mesin." [124] Gazzalî bunu İhya'da zikretmiş, Irakî ise şöy­le demiştir: Bunun aslını görmedim, ibn Abdi'1-Berr, Muaz hadisi olarak şunu rivayet etmiştir: "Allah yakîn-den daha az bir şey indirmemiştir."

66. HADİS: "Kulun her sözünde istisna etmesi -yani inşaallah  demesi—,  onun imanının kâmil olduğunun alâmetidir." [125] Münkerdir.[126]

67. HADİS: "Günahlardan öyleleri vardır ki, bu gü­nahları Arafat'ta vakfeye durmaktan başka bir şey si­lemez."[127] Irakî diyor ki: Bunun aslını bulamadım.

68. HADİS: "Maddî imkân bulamaman, Allah'ın seni koruduğunun alâmetlerindendir." [128] Tasavvuf erbabı­nın sözlerindendir.

69. HADİS: "Ölü, kendi evinde yedi gün ateş (mum) yakıldığını görür." [129] İmam Ahmed ve başkaları diyor ki: Bu batıldır, aslı yoktur. Bu (âdet) bid'attir.[130]

70.  HADÎS: "Ben Rahman'm nefesini Yemen tarafmda buluyorum." [131] Irakî diyor ki: Bunun aslını bula­madım.[132]

71. HADİS: "Gül, Hz. Peygamber (s.av)'in terinden -veya Burak'ın terinden- yaratıldı." [133] Nevevî; Sahih değildir [134] demiş; Askalanî ve başkaları ise: Uydur­madır, demişlerdir.[135]

72. HADİS: "İman kalple tasdik, dille ikrar, azalarla ameldir." [136] Ibnü'l-Cevzî, bu hadisin uydurma olduğuna hükmetmiştir. (Abdülfettah Ebu Gudde: Doğru olan bu­dur, demiştir.)[137]

Sehavî ise şöyle demiştir: Bu hadis, İbn Mace'de Ab-düsselâm b. Salih'in hadisi olarak yer almaktadır. [138]

73. HADİS: "Ey İbn Ravaha!.. Seci'den (kafiyeli konuşmaktan) sakın." [139] Ihya'da böyledir. Irakî şöyle demiştir: "Bu şekilde bulamadım. Hadis, İbn Sünnî'nin er-Riyada ve Ebu Nuaym'in Hılye kitabında Hz. Aişe (r.a) hadisi olaraksahih isnadla rivayet edilmiştir. Hz. Aişe (r.a) Saib'e şöyle demişti: "Seci'den sakın. Zira Peygamberimiz (s.a.v) ve ashabı seci' yapmıyorlardı." İbn  Hıbban rivayetinde:   Seci'den kaçın,  denilmiştir.

Buharl&e İbn Abbas'm sözü olarak benzeri bir ifade nakledilmiştir."[140]

74. HADİS: "Gizli olan nedir? denildi. Olmayan şey, de-di." [141] Askalanî: Bunun aslını bilmiyorum, demiştir.




[108] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 112; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.142; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/265; Hut,  EsneT Metalib: s.86.

[109] bkz. Sehavî, Makasıd: s.113; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.46; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşf 1/256.

[110] Bu sözün sahibi Celâleddin Süyûti'dir.

[111] bkz. AliyyüTKarî, Kübra: s.142; Aclunî, Keşi 1/256.

[112] Bu badis, Sahih-iBuharî'&e (Fethul-Barî: 8/324) Kehf Su­resi Tefsiri'nde (Bab 6);  Sahih-i Müslim'de (Ncvevî:  17/129; Münafikîn 18) Sıfatül-Kıyame kitabının başındadır.

[113] bkz. Sehavî, Aliyyü'l'Karî, Kübra: s.142; Aclunî, Keş£ 1/265.

[114] (Yani siz ashabım, bugün İslâm'ı yaşayan bir topluluksu­nuz. Gelecekte ise tartışmacı bir toplum ortaya çıkacaktır, an­lamındadır. Çev.)

[115] bkz.   Gazzalî,   İhya:   1/41;   Aliyyü'I-Karî,   Kübra:   s.148; Aclunî, Kcşf: 1/294.

[116] bkz. Gazzalî, İhya: 1/41 Dip Not No: 3.

[117] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 116; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.48; Aliyyü'I-Karî, Kübra: s.143; Aclunî, Keşf 1/271; Hut,  Esne'l-Metalib: s.88.

[118] Yani bu Peygamberlerin Cennette sakalları olacağına dair söylenen   hadis   de   sahih   değildir.   (Sehavî,    etMakasıdii'l-Hasene: s.116; Süyûtî, el-Hâvîli'1-Fetâvâ: 2/569-570)

[119] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 127; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.54; AHyyü'1-Karî, Kübra: s.148; Aclunî, Keşf 1/293; Hut,  Esnel-Metalib: s.89.

[120] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 148; Aclûnî, Keşf: 1/294.

[121] Aclûnî'nin Keşfii'1-Hafa kitabında (1/294) bu hadis met­ninde "İki gözünün kılları arasında" ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, tahriftir.

[122] Hadisin devamı: "...derinin ateşte kızarıp hüzüldüğü gibi" şeklindedir. Bu hadisi Gazzalî Ihya'&a Akaid Esasları kitabının ikinci faslının sonlarında zikretmiş, Iraki: "Onun aslını bula­madım", demiştir.

(Ebu Gudde diyor ki:) Bu söz, Ebu Hüreyre'nin sözüdür. Bunu İbn Ebî Şeybe Musannef de (2/366) Kitabu's-Salat'ta "Mescide tükürmek günahtır, görüşünde olanlar" babında şöyle rivayet etmektedir: Bize Vekî' nakletti: Dedi ki: Bize Mis'ar, Yezid b. Münkız'den; Ebu Hüreyre'nin şöyle söylediğini nakletti: "Mes­cid, -yere atılan- sümükten dolayı derinin ateşte kızarıp hüzül­düğü gibi, ezilip büzülür." lbı\ Ebî Şeybe, daha sonra aynı sözü bir başka tarikle naklet mistir.

Yine aynı sözü Abdürrezzak Musannef inde Mescide sümük atma babında (1/433); Said b. Mansur Süneriin&e ve Buharı Tarih'in&e rivayet etmiştir.

Hadiste geçen (Yenzevî) kelimesi "ezilip büzülür" anlamındadır. Gazzalî ihya'da bunun, dinleyicinin kalbinde tesirinin daha fazla olması için istiare ve sembol niteliğinde olduğunu açıklamakta ve şöyle demektedir: "Zira mescidin sümükten dolayı ezilip bir zülmediğini görmektesin. Bunun anlamı şudur: Mescidin ruhu ta'zimc layıktır. Mescide sümük atılması ise onu küçümsemek demektir. Ateşin deri ile temas etmesi ne kadar birbirine zıt ise; bu durum da mescidin değerine o kadar terstir." Müslim'in Sahihinde (5/40) Ebu Hüreyre'den naklettiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v), mescidin kıblesinde bir sümük görmüş ve cemaate yönelerek şöyle buyurmuştu:  "Size ne oluyor ki, Rab' binizin huzuruna yöneliyorsunuz ve önünüze tükürüp sümkü~ rüyorsunuz. Sizden biriniz, huzurunda yüzüne karşı sümkürülmesinden hoşlanır mı? Biriniz -mescide- tükürmek zorunda kalırsa soluna ayağının altına tükürsün. Bu imkânı bulamazsa şöyle yapsın. "Hadis ravisi Kasım b. Mihran, bu durumu elbise­sini kenarına tükürüp oğuşturarak tarif etti.

[123] bkz.   İbn   Ebî   Şeybe,   Musannef:   2/366;   Abdürrezzak, Musannef.   1/433;  Gazzalî,  İhya:  1/102; Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s.295; Aclûnî, Keşf 1/252.

[124] bkz.  Gazzalî,  İhya:   1/72;  Zehebî,  Mizan:  4/134;  Süyûtî, Leâli: 1/42; Sehavî, Makasıd: s.148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.148; Aclûnî, Keşf 1/252.

[125] bkz.  Zehebî,  Mizan:  4/134;  Süyûtî,  Leâli:   1/42; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s. 150; Aclûnî, Keşf 1/295.

[126] Yanı batıldır. Zehebî, Mizanü'H'tıdaFde (4/134) Müarık b. A"bad'm biyografisinde bu hadisi zikrettikten sonra; "Bu hadis bâtüdır", demektedir. Süyûtî, eJ-Leâli'J-Masnûa'Aa (l/42) Ze-hebî'nin bu sözünü nakletmiş, bıımı kabul etmiş ve şöyle de­miştir: "Bu hadisin senedindeki âfet, (Davud b. Muhabber)'dir. Deylenıî, bunu Müsnedü'1'Firdevs'de onun tarikiyle tahric et­miştir."

[127] bkz.  Gazzalî,  İhya:  1/240; Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s.149; Aclûnî, Keşf: 1/297.

[128] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.149; Aclûnî, Keşf: 1/299.

[129] bkz. Sehavî, Makasıd: s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'1-Karî, Kübj-a: s.151; Aclûnî, Keşf 1/298.

[130] Yani ölünün evinde ölümünden itibaren yedi gün mum yakılması âdeti, bid'attir.

[131] bkz.   Gazzalî,   İhya:   1/104;   3/222;   Heysemî,   Mecmeu'z-Zevaid: 10/55; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.154; Aclûnî, Keşf: 1/304.

[132] Irakî'nin İhya Tahricih.de (1/104 Dip not 2) Akaid Esasları kitabının ikinci faslının sonlarında gördüğüm ifadesi aynen şu şekildedir:   "Ben Rahman'm nefesini Yemen tarafında buîuyo-rum."Ahmed b. Hanbeî, Ebu Hüreyre'nin hadisi olarak rivayet etmiştir. Bu hadisin ravileri sika/güvenilir kişilerdir."

Hafız Heysemî ise Mecmeu'z-Zevaid' de (10/55-56) Ebu Hlr reyre'den şu hadisi nakletmektedir: Peygamberimiz (s.av) bu­yurdular ki: "iyi bilin ki; iman Yemen'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rabbinizin nefesini Yemen tarafın­dan buluyorum." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. Ravileri sahih hadisravileri. Ancak Şebîb Ebî Ravh müstesnadır. Ama o da sikadır." Beyhakî, bu hadisi el'Esma ve'sSıfat''ta şahabı Se-lemo b. Nüfeyl es-Sekûnî'den rivayet etmektedir. Onun hadi­sinde şu ifade yer almaktadır: Peygamberimiz (s.a.v), Yemen tarafına sırtını döndüğü bir sırada şöyle demiştir: Ben Rah­man'm nefesini işte şuradan duyuyorum. Bu hadisi Bezzar Afiflerinde rivayet etmiş, Taberanî Kebir'de, Peygamberimiz (s.a.v) Yemen'e işaret ederek; ''Ben Rahman'm nefesini işte şw radarı duyuyorum", lafzıyla rivayet etmiştir. Yine Taberanî> Müsncdü 'ş -Şamiyyîn 'de Ebu Hürcyre'den; "iman, Yemen 'e mensuptur. Hikmet, Yemen'e mensuptur. Ben, Rahman'm ne­fesini Yemen tarafından buluyorum"; Evsat kitabında Ebu Hürey-re'den "Ben Rabbinizin nefesini Yemen tarafından du­yuyorum", lafzıyla rivayet etmektedir. Şeyh Muhammed b. Ka­sım el-Haydaı-Abadînin, Hasan el'Basrî'nin Hz. Ali (r.a)'den hadis işit-mesinin isbatı konulu etKavliV'Müstahsen fi Fahri't Hasen kitabında (s.118-120) geniş bir şekilde açıkladığı gibi bu rivayetlerin senedleri sahihtir.

Beyhakî, el-Esma ve'sSıfat'ta hadisin manasını; Peygamberi-ttûz (s.a.v), bu hadisle; Ben huzur ve rahatlığı Yemen tarafın­dan buluyorum, demek istemiştir, şeklinde  açıklamaktadır.

[133] bkz, Nevevî, Fetâvâ: a. 288; İbn Hacer, Lisan: 2/219; Sehavî, elMakasıd: s.130; Semhudî, Gammaz: s.46; İbnü'd'Deyba', Tem­yiz: s.55; Aliyyü'1-Rarî, Kübra: s.151; Aclûnî, Keşf 1/30.

[134] bkz. Nevevî, Fetâvâ: s. 288.

[135] "Sahih değildir" ve "Uydurmadır" ifadeleri farklı iki ifade olmakla birlikte; kitabımızın mukaddimesinde (s.40) işaret e-dildiği gibi ıstılahı açıdan manaları aynıdır.

[136] bkz.  İbn Mace,   Sünen   1/25   (Mukaddime  9);  Beyhakî, Şüab:  1/47 No:16;  Süyûtî,  İbnü'l-Cevzî,  Mevzuat  1/128;   el-Çamiıı's-Sagir   (Feyzu'l-Kadir   3/185);   Süyûtî,   Leâlî:    1/33; Îbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 1/128-129; Zehebî, Mizan: 2/616; Süyûtî, Leâli:   1/33-36;   Sehavî,   Makâsıd:   s.140;   Semhudî,   Gamımız: s.48; ibn Arrak, Tenzih: 1/79,151; İbnü'd-Deyba, Temyiz: s.59; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.158; Şevkânî, Fevaid: s.293,452; Aclunî, Keşf: 1/21; Hut, EsneTMetalib: s. 102.

[137] Parantez arasındaki bu cümle bir sonraki dipnotun son cümlesi olup önemine binaen metne alınmıştır. (Çev).

[138] (Ebu Gudde diyor ki:) Hadisin Sünen ibn Mace'de olması, onun uydurma olmasına engel değildir. Zira Sünen ibn Mace'de otuzdan  fazla  uydurma  hadis   bulunmaktadır:   (Leknevî,   el' Ecvîbetü'l-Fadıla: s. 71-72, thk. Abdülfettah Ebu Gudde).

Süyûtî, bu hadisi cl-LealiTMasnûa'd'a. (1/33-36) zikretmiş, bu hadis hakkında verilen "uydurma" hükmünün reddedilmesini güçlendiren (mütabi1) rivayetler nakletmiştir. İbn Arrak da Tenzîhü'ş-ŞeriatiTMerfûâdo. (1/151-152) Süyûtî'yi destekle­miştir.

Ancak bu hadisin ravilerinden olan (Abdüsselam b. Salih el'Here-vî) hakkında Ebu Hatim: Bana göre sadûk (doğru sözlü) değildir, demiş; Ebû Zür'a hadisini kabul etmemiştir. Ukaylî: Rafizîdir, ha­bistir, demiştir, ibn Adiyy: Hadis uydurmakla suçlanmıştır, der­ken; Nesaî: Güvenilir değildir, demiştir. Darakutnî: Rafizîdir, ha­bistir, "iman kalple ikrardır" hadisini uydurmakla suçlanmıştır, demiştir. (Zehebî, Mizan: 2/616) Ukaylî ve Muhammed b. Tahir eh Makdisî onun yalancı olduğunu ifade etmişlerdir. İbn Arrak Tenzîhü'ş-$eıiati'IMerfûa'da (1/79): "Onu pek çok muhaddis, ha­dis uydurmakla suçlamıştır", demiştir.

İbn Maîn'den sika olduğuna dair gelen rivayeti Allâme Abduı-rahman eİ'Muallimî el-Yemanî (r.a) Şevkânfnin etFevaidü'l' Mecmua kitabına yazdığı ta'Iikatmda (s.293,452) güzel bir şe­kilde cevaplamıştır. Oraya bakılmalıdır!.

Ayrıca hadiste mezhebi tarifler sanatı açıkça görülmektedir. Ibnü'l-Cevzî'den Önce Hafız Darakutnî de bu hadis hakkında uydurma hükmünü verenlerdendir. Onun bu görüşü az önce Mizan'dan nakledilmişti. Nitekim Bu konudaki görüşlerin ta­mamını İbnü'l-Cevzî Mevzûât'mds. (1/128-129) nakletmektedir. Doğru olan da budur.

Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

[139] bkz. Gazzalî, İhya: 1/35 Dipnot 2; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 156.

[140] Asıl nüshada bu şekilde yer almaktadır. Irakî'nin; ihya Tahririnde (1/35) İlim bölümünde "İlimlerin lafızlarında değiş­tirilen şeyler" konusunda ifadesi ise şöyledir: "Hadis, Ahmed, Ebu Ya'lâ, İbnüVSünnî ve Ebu Ntıaym'ın eı-Riyada kitabında Hz. Aişe (r.a) hadisi olarak sahih isnadla rivayet edilmiştir..." Zebidî, İhya Şerhi' nde (1/246) diyor ki: "Ey İbn RavahaL Se-ci'den sâ£M."hakında Irakî şöyle demiştir: Merfû olarak bula­madım

Ahmed ve Ebu Ya'lâ (Müsnedlerinde); Ibnü's* Sünnî ve Ebu Nuaym ise Riyadatü'lMüteaüimîn isimli kitaplarında... rivayet etmişlerdir."

[141] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 139; Semhudî, Gammaz: s.47; İb­nü'd-Deyba', Temyiz s.58; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.157; Aclûnî, Keş£ 1/252; Hut, EsneTMetalib: s.98.
« Son Düzenleme: 06 Eylül 2008, 03:30:40 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #4 : 19 Aralık 2008, 02:23:42 »

'Sen olmasaydın Ya Muhammed! kainatı yaratmazdım'


bu hadisin uydurma olduğunda ve sufilerin yunan felsefesindeki "logos" kavramından uydurdukları hakikatı muhammediye adı altında pazarlanan şirke delil olması için söylendiğinde şüphe bile yoktur. bu düpedüz Allah ve rasulüne s.a.v iftira hatta tek kelimeyle cahiliyede son noktadır.


El-Sagani “uydurulmuş” dedi. 1 Elbanide aynı şeyi söylemiştir. 2 İbni Cevzi şöyle der ”uydurulmuştur” 3 ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. 4

 Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı.” ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde 5 rastladığımda zayıf olduğuna inandım. 6  


1 El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7
2 Silsile el-Zayif 1/450 no 282
3 İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288
4 Suyuti El-Laai 1/272
5 Deylemi Müsned 1/41/2
6 El Elbani Silsile El-Zayıf 1/451 no.282
« Son Düzenleme: 19 Aralık 2008, 02:27:38 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #5 : 19 Aralık 2008, 02:34:44 »

Allah derki ‘ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”.

Sehavi ( İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dediki “İbni Teymiyye derki ‘bu Peygamberin (SAV) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” 1

Suyuti  dediki “bunun aslı yoktur”  2

El-Acluni  dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” 3

el-Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur”  4


1 Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no. 838

2 Suyuti, Durural Muntasar, no. 330

3 El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016

4 Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #6 : 26 Nisan 2009, 18:54:06 »

genel olarak bazi hadislerin gercekten uydurma oldugu anlasiliyor ama "Sen olmasaydin kainati yaratmaz'dim hadisi ben i en cok sasirtan oldu.
Malumdur en cok duyulan seydir bu hadiste gecen. Bilemiyorum belki bu hadis gibi bir cok hadis duydum ve onlarin cogu sahihdi oyuzden bu hadis beni cok sasirtti ama gercekten bu hadisin uydurma olusu beni sasirtti ...

Neyse ben bi bakiyim insallah buna benzer sahih hadisler var mi?

Allah razi olsun kardesim ... devamini bekleriz ...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #7 : 28 Nisan 2009, 17:59:52 »

1. Din akıldır, dini olmayanın aklı da yoktur1[1]

( الدين هو العقل، ومن لا دين له لا عقل له)


Hadis bâtıldır.

Nesâ’î « bu bâtıl ve münker bir hadistir »  demiştir. Hafız  b.  Hacer;  aklın  fazileti  konusunda  otuzdan  fazla  hadis  olduğunu  ve tümünün de uydurma olduğunu belirtir. İbn Kayyım’da2[2], akılla ilgili bütün hadislerin yalan olduğunu söyler.

2. Kişilerin azmi, dağları yerinden oynatır

( همة الرجال تزيل الجبال )


Hadis değildir. Aksine Gazzâlî’nin kardeşi olan Ahmed el-Gazzâli’nin sözüdür.

3. Mescidde konuşmak, hayvanların yeşilliği yedikleri gibi sevabları yer

( الحديث في المسجد يأآل الحسنات آما تأآل البهائم الحشيش )


Bunun aslı yoktur.

Gazzâlî İhyâ’da3[3]  nakleder, Hâfız el-Irâkî rivâyetin aslını bulamadığını, es-Subki ise, isnadını bulamadığını söyler. Rivâyetin dillerde

meşhur olan şekli ise; Mescidde ki mubâh söz ateşin odunu yediği gibi sevabları da yer.


4. Ebediyen yaşayacakmış gibi dünyan için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiretin için çalış

( اعمل لدنياك آأنك تعيش أبدا، واعمل لآخرتك آأنك تموت غدا )


Merfû olarak aslı yoktur. Ancak son zamanlarda halk arasında şöhret bulmuştur.

5. Gerçekten Allah kulunu helâl şeyin talebinde yorgun olarak görmeyi sever4[4]

( إن الله يحب أن يرى عبده تعبا في طلب الحلال )

Uydurmadır. Ravilerinden olan Muhammed b. Sehl el-Attâr hadis uyduran birisidir.

6. Ümmetimden iki sınıf salâha ererse, insanlar da salâha erer: yöneticiler ve âlimler

( صنفان من أمتي إذا صلحا صلح الناس: الأمراء والفقهاء، [وفي رواية: العلماء])


Uydurmadır. Râvilerinden olan Muhammed b Ziyâd el-Yeşkurî hakkında Ahmed b Hanbel; yalancı olup  hadis  uydurduğunu  söyler. Buna  rağmen  Gazzâlî  İhyâsın  darivâyeti  Allâh Rasûlû (s.a.s)’e nisbet eder!

7. Her kim günah işlerken gülerse, ateşe ağlayarak girer

( من أذنب وهو يضحك دخل النار وهو يبكي )

Uydurmadır.Bu rivayette yukarıda geçen Muhammad b. Ziyâd adında yalancı ve hadis uyduran birisi kanalından gelmiştir.

8. Hâlimi bilmesi, istememe gerek bırakmaz

( حسبي من سؤالي علمه بحالي )


Bunun aslı yoktur.


Bazıları bunu İbrâhim (a.s)’ın sözü olarak aktarırlar, söz isrâiliyattandır. Rivâyete göre, İbrâhim (a.s) mancınık ile ateşe atıldığında Cebrâil kendisine gelerek; «Ey İbrâhim bir isteğin varmı?»  dediğinde,  İbrâhim:  «Sana  ihtiyacım  yoktur»  der.  Cebrâil:  «Rabbinden  dile» der. Bunun üzerine İbrâhim (a.s) yukarıdaki sözünü söyler. Rivâyeti el-Bagavî tefsirinde Ka’b el- Ahbâr’a nisbet etmiştir.

Tasavvuf  anlayışına  göre  hikmet  hakkında  yazanlardan  bir tanesi;  «Allah’tan  istemen O’nu itham etmendir!» der. Çünkü Allâh her şeyi duyup gördüğünden, Ondan isteme O’nun duymadığı görmediği anlayışına götürdüğü için Onu itham etmektir!!!

Böyle  bir  anlayış  büyük bir sapıklıktır. Çünkü başta  İbrahim  (a.s)  olmak  üzere bütün  Peygamberler  Allah’tan  istemişler  O’na  yalvarmışlardır. Kur’an ve  Sünnette bunun örnekleri çoktur. Ebu Davud’un tahriç ettiği sahih bir hadiste :(Duâ  ibadettir  diyen  Allâh  Rasûlû  (s.a.s)  ardından  şu  âyeti  okur;  «Rabbiniz  şöyle buyurdu:   Bana   duâ   edin,   kabul   edeyim.   Çünkü   bana   ibâdeti   bırakıp   büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir»)5[5]

Duâ ile kul, Allâh’a olan kulluğunu ve O’na olan hâcetini izhâr eder. Dolayısıyla her kim Allah’a dua etmez ise, sanki ona olan kulluktan yüz çevirmiş gibidir.  el-Hâkim’in6[6]  tahrîç  edip  ez-Zehebî’nin  de  muvafakat  ettiği  hasen  bir  hadiste  (  Kim Allah’a dua etmez ise Allah ona gazab eder) buyurulmaktadır.

9. Câhım (makamım) ile tevessül edin, çünkü cahım Allah’ın indinde büyüktür

( توسلوا بجاهي؛ فإن جاهي عند الله عظيم )

Bunun aslı yoktur.

Hiç  şüphesiz  Allâh  Rasûlû  (s.a.s)’in  yeri  ve  makamı  Allah’ın  indinde  büyüktür. Ancak bunun ile tevessül arasında fark vardır, ikisinin karıştırılmaması gerekir. Câhı ile  tevessülde  bulunulup  kabule  daha  şayan  olduğu  inancının  akıl  ile  bilinmesi imkansızdır. Gaybi bir konu olduğu için delil olabilecek sahih bir nakil ile sabit olması gerekir. Bu konu hakkında da sahih bir hadis yoktur. Bilâkis Ebû Hanîfe şöyle der: « Hiç kimsenin Allah’tan başka biriyle Allah’a duâ etmesi gerekmez. Musâade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah’ın şu, (Allah ait güzel isimler vardır. O’nu o isimlerle çağırınız) âyetinden yararlanılarak yapılandır. »7[7]

Ebû  Yusuf  ise  şöyle  der:  «  Falanın  hakkı   için  veya  peygamberlerden birisinin hakkı için Harem-i Şerîf yahut Meş’ar-i Harâm hakkı için duâ edilmesini kerih  görürüm. »8[8]


Tevessülle ilgili batıl bir rivâyette Şâfii şöyle der:   « Ben Ebû Hanîfe ile teberrukte bulunurum, her gün kabrine gelir ve bir ihtiyacım olduğunda iki rekat namaz kılarım, böylelikle kabrin yanında Allah’tan ihtiyacımı  isterim, uzun zaman geçmeden ihtiyacım giderilir » Ravilerinden olan Umer b. İbrâhîm bilinmemektedir.

Rivayetin  yalan  olduğu  gün  gibi  açıktır.  Çünkü          Şâfii  Bağdat’a  geldiğinde  duâ  için nöbetleşe olarak ziyaret olunan hiç bir kabir yoktu. Bu hâl Şâfii döneminde bilinmezdi. Şafii, Hicâz,  Yemen,  Şâm  ve  Mısır’da  bir  çok  sahabi  ve  tabiin  ve  daha  önemlisi  Medine  de Peygamber (s.a.s)’in         kabrini   görmüştür.   Şaşılacak   bir   haldir   ki,   Şâfii   buralarda   dua yapmamıştır.


Sonra  Ebu  Hanîfe’nin  öğrencilerinden  olan  Ebû  Yûsuf,  Muhammed,  Züfer, Hasan  b.  Ziyâd,  ne  Ebû  Hanîfe’nin  ne  de  başkasının  kabrine  böyle bir  duâ  için gitmemişlerdir.

10.  ...Peygamberinin ve benden önceki Peygamberlerinin hakkı için...9[9]

( ... بحق نبيك والأنبياء الذين من قبلي ...)


Hadis zayıftır.Râvilerinden olan Ravh b. Salâh, münker hadisler rivayet etmiştir.11. Adem (a.s.) günahı işlediğinde şöyle der: « Ya Rabbi, Muhammedin hakkı için beni     affetmeni istiyorum ». Allah, « Ey Adem onu yaratmadığım halde Muhammedi nasıl tanıdın » deyince, « Ey Rabbim! beni elinle yaratıp, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunlarında Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resulullâh yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki, Sen Kendi ismine en sevgili yaratığını izâfe ettin ». Bunun üzerine Allah;  « Doğru söyledin ey Adem! Çünkü o beşer içerisinde bana en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua ettiğinde seni bağışlarım, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım » der10[10].

( لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وآيف عرفت

محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على

قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق

إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك)


Uydurmadır. Râvilerinden  olan  Abdurrahman  b.  Zeyd  b.  Eslem  hakkında  İbn  Hibbân  şöyle  der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla      imâm  ez-Zehebî  rivâyet  hakkında  uydurma  ve  batıl  derken,  İbn  Hacer  el- Askalânî de ona katılır.

Rivâyetin  batıllığına  delil  olan  bir  yönüde,  Adem  (a.s.)’ın  Nebî  (s.a.s.)’i,  kendi yaratılışından  sonra  cennette  iken  yer  yüzüne  inmeden  bilmesidir. Halbuki  zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette: (Adem  (a.s.)  Hindistana  iner  ve  yanlızlık  hisseder,  bunun  üzerine  Cebrâil  inerek; Allâhu  Ekber,  Allâhu  Ekber,  Eşhedu  En  Lâ  İlâhe  İllallâh  (iki  defa),  Eşhedu  Enne Muhammeden Resûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)11[11] Râvilerinden  Ali  b.  Behrâm  bilinmemekte,  diğer  bir  râvi  olan Muhammed  b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir. Bir   önceki   rivâyette   Âdem   (a.s.)   daha   cennette   iken   Peygamber   (s.a.s.)’i tanıyordu,  bu  ikinci  rivayette  ise,  Âdem  (a.s.)  yer  yüzüne  indiği halde  Muhammed (s.a.s.)’i tanımamıştır.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #8 : 28 Nisan 2009, 18:01:58 »

12. Ezan okuyan kâmet getirsin12[12]

( من أذن ؛ فليقم )


Hadis Zayıftır.


Hadis Abdurrahmân b. Ziyâd el-Afrîkî yoluyla rivayet edilmiştir. et-Tirmizî  akabinde, Abdurrahmân’ın  hadis  ehli  indinde  zayıf  olduğunu  söyler. Hadisin  el-Bagavî13[13], en-Nevevi14[14] ve el-Beyhakî15[15]  zayıf olduğunu belirtmişlerdir.Bu  zayıf  hadisin  kötü etkilerinden  biri  de  namaz kılanların  anlaşamamalarına sebebiyet vermesidir. Meselâ müezzin bir özürden dolayı geç kaldığında, bazı hazır bulunanlar ikâmet getirmek ister, ancak cemaatten birisi engel olmak için hemen bu hadisi getirir, görüldüğü gibi hadis zayıftır. Dolayısıyla zayıf hadis dinde delil olmadığı gibi Allâh Resûlu (s.a.s.)’de nisbet olunması caiz değildir.

13. Vatan sevgisi imandandır16[16]

( حب الوطن من الإيمان )


Uydurmadır.

Es-Sagânî  ve  diğer  muhaddislerde  uydurma  olduğunu          beyan  ederler.  Rivâyet,  mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi doğuştan  gelmektedir,  yani  içgüdüseldir.  Dolayısıyla  bunlara  olan  sevgiden  dolayı  kişi övülmez,   hele   hele   imanın   gereklerinden   hiçte   değildir.   Özellikle   insanlar   bu  sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.

14. Her kim Allah için kırk gün ihlaslı olursa, hikmet pınarları dilinde zuhûr eder17[17].

( من أخلص لله أربعين يوما ؛ ظهرت ينابع الحكمة على لسانه )


Hadis zayıftır.


Râvilerinden  olan  Haccâc  b.  Arta’e  zayıftır,  kendisi  müdellis  olup  rivayeti  an  ana sigasıyla zikretmiştir. el-Irâkî tahrîcu’l-İhyâ da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.

15.  Kim Kabe’ye hacca gider de beni ziyaret etmezse, bana eziyet etmiştir18[18]

( من حج البيت، ولم يزرني ؛ فقد جفاني )

Uydurmadır.

Râvilerinden olan Muhammed b.Muhammed b. Nu’mân güvenilir ravilere söylemediklerini nisbet  eder.  Dolayısıyla  ez-Zehebî19[19] rivayetin uydurma olduğunu söylemiştir. es-Sagâni20[20]  ve eş-Şevkâni,21[21]  uydurma hadisleri topladıkları   kitablarına bu rivayeti de dahil etmişlerdir. Bu  rivayetin uydurma  olduğu  rivayetin  metninden  de  anlaşılmaktadır. Çünkü Allâh  Resûlu  (s.a.s.)’e  yapılan  kabalık  eğer  küfür  değil  ise  büyük günahlardandır. Dolayısıyla  (s.a.s.)’i  ziyaret  etmeyen  büyük  günah  işlemiş  olur.  Bu  da,  bu  ziyaretin hac gibi farz olduğunu gerektirir ki, böyle bir şeyi hiç bir müslüman söyleyemez. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in ziyareti bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadet ise, ilim ehline göre bu  istihbabı  geçmez.  Dolayısıyla  onun  kabrini  ziyaret  etmeyen  nasıl  olur  da  ondan yüz çevirmiş ve ona karşı kaba davranmış olsun?

16. Her kim beni ve babam İbrahimi bir sene içerisinde ziyaret ederse, cennete girer.

( من زارني وزار أبي إبراهيم في عام واحد ؛ دخل الجنة )


Uydurmadır.


Ez-Zerkeşi22[22]  rivayetin uydurma olduğunu ve hadis ehlinden hiç kimsenin bunu rivayet etmediğini söyler. Suyûtî23[23]  de İbn Teymiyye ve Nevevi’nin, rivayet hakkında uydurma ve aslının olmadığına dair sözlerini aktarır.

17. Kim hacca gider ve ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, o kişi beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.24[24]

( من حج، فزار قبري بعد موتي ؛ آان آمن زارني في حياتي )


Uydurmadır.

Râvilerinden  olan  Leys  b.  Ebi  Suleym,  şuuru  bozulduğu  için  karıştırmıştır, dolayısıyla zayıf addedilmiştir. Hafs b. Süleyman ise, Hâfız İbn Hacer’in dediği gibi, hadisleri terkedilmiştir. İbn Ma’în onun yalancı olduğunu söyler.

Şeyhul-İslâm İbn Teymiyye25[25]  şöyle der: «Sallallahu  Aleyhi ve Sellem’in  kabrinin ziyaretine dair gelen  hadislerin hepsi zayıftır, dinde bu tür rivayetlere güvenilmez. Dolayısıyla bu rivayetleri, sahih hadisleri rivayet   edenler   ve   sünen   sahibleri   almamışlardır.   Bunları;   çokça   zayıf   hadis rivayetinde  bulunan  ed-Dârekutni  ve  el-Bezzâr  gibileri  kitaplarına  almışlardır».  İbn Teymiyye yukarıdaki hadisi zikreder ve sonra da şöyle der: «Bu  rivayetin  yalan  olduğu  gün  gibi  açıktır.  Müslümanların  dinine  de  terstir. Çünkü  mümin  olarak  onu  hayattayken  ziyaret  eden,  Onun  sahabelerinden  olur, özellikle O’na hicret eden muhacirler ve Onunla cihad eden mucahitlerden ise. Resul (s.a.s) den sabit olan bir hadiste, şöyle der: (Ashabıma dil uzatmayın, nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizden biriniz Uhud dağı  kadar altın infak etse,   onlardan   birinin   ne   bir  avucuna   ne de   yarım   avucuna   erişir)26[26]. Dolayısıyla  sahabeden  sonra  gelen  bir kişi,  beş  vakit  namaz,  cihâd  ,  hac,  salât  ve selâm  gibi  farzları  yerine getirse  bile, sahâbe  gibi  olamaz.  Dolayısıyla  nasıl  olurda müslümanların  ittifakıyla  vacib  olmayan Allâh  Resusu  (s.a.s)’in  kabrinin  ziyareti amelini  işleyerek  kişi,  böyle  bir dereceye ulaşmış  olsun?  Aksine  o  kabir  için  özel olarak yolculuğa çıkmak meşru olmadığı gibi yasaklanmıştır da. Ancak Allâh Resulu (s.a.s)’in mescidinde namaz kılmak için yolculuğa çıkmak müstehabtır.» Konu  ile  ilgili  sahîh  hadîsi  Buhâri,  Müslim  ve  diğer Sünen sahipleri  tahriç etmiştir, lafzı  şöyledir: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Resûl ve Mescid-i Aksâ. » Allah’a yaklaşma maksadıyla ancak bu üç mescid için sefere çıkılır. Bu üçünün dışında    hiç  bir  peygamber  ve  salih  kişilerin kabirleri,  türbe,  yatır,  mubârek  yer  ve mescidler için sefere çıkılmaz. Sahâbe bunu böyle anlamıştır. Sahih  isnadlı  bir  eserde;  Ebû  Basra  el-Gifârî  Ebû  Hureyre  ile  karşılaşır.  Ebû Hureyre’ye; « nereden geliyorsun »? der, o da,       « Tur’dan orada namaz kıldım » der.

Bunun  üzerine  Ebû  Basra  şöyle  der:  «  Eğer  sana  daha  önceden  yetişseydim gitmezdin, çünkü ben Resûl (s.a.s)’i şöyle söylerken işittim:  « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, bu mescidim ve Mescid-i Aksâ  »27[27] El-Ezraki’nin28[28]   tahriç  ettiği sahih  bir  rivayette,  Kaz’a şöyle der:  «  Tur’a  doğru çıkmak istedim, bunu İbn Umer’e sordum, o da Nebi (s.a.s)’in ne dediğini duymadın mı », diyerek  yukarıdaki hadisi zikreder. Ardından da; « Tur’u bırak oraya gitme » der.

18. ( Her kim baba ve annesinin kabrini her cuma ziyaret eder, o ikisinin veya babasının yanında Yâsin (suresini) okur ise, her âyet ve harfin sayısınca günahları affolunur.) 29[29]

( من زار قبر والديه آل جمعة ، فقرأ عندهما أو عنده [ يسن ] ؛ غفر له بعدد آل آية أو حرف )

Hadis uydurmadır.

Râvilerinden  olan  Amr  b.  Ziyâd’ın         hadis  uydurduğunu  ed-Dârekutnî  ve  İbn  Adiy zikreder. Dolayısıyla İbn Adiy mezkûr rivâyet hakkında; « batıldır bu isnâd ile bir aslı yoktur » der. İbnu’l-Cevzi30[30] kitabında  bu rivâyeti zikreder. Bu rivâyet, kabirlerde Kur’ân okumanın mustahab olduğuna delil olarak getirilir. Ancak sahih sünnette bunu destekleyen hiç bir delil yoktur. Sahih sünnete göre, kabir ziyaretlerinde meşru olan, onlara selâm vermek ve ahireti hatırlamaktır.

Müslim ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadiste Aişe (r.a), Allâh Resûluna (s.a.s)   kabir ziyareti  esnasında  ne  söyleyeceğini  sorar,  O  da  şöyle  söyle  der: (Bu  diyarın  mümin  ve müslüman  olan  ehline  selâm  olsun,  Allâh  bizden  öncekileri  ve  sonrakileri  affetsin. Allâh’ın izniyle bizler de sizlere ulaşacağız.)

Evet  Aişe  validemiz  kabir  ziyareti  esnasında  ne  söyleyeceğini  sorar,  Allâh Resûlu (s.a.s)’da ona duayı öğretir. Fâtiha, Yâsin sûrelerini veya üç tane İhlâs sûresi okuyacağını öğretmez.  Bu  sûrelerin  okunması  meşru  olsaydı  Allâh  Resûlu  (s.a.s) bunu gizlemezdi. Çünkü ihtiyaç anında beyanın geciktirilmesi câiz değildir. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s) bunlardan bir şey öğretmiş olsaydı bu bizlere ulaşırdı. Başka bir hadiste şöyle gelir: ( Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.)31[31]

Diğer bir hadiste: ( Evlerinizde namaz kılın, kabirlere çevirmeyin.)32[32] Allah  Resûlu  (s.a.s),  kabirlerin  Kur’ân  okuma  ve  namaz  kılma  yeri  olmadığını bizlere bildirmiş, onun için de evlerde Kur’ân okunmasını ve nafile namaz kılınmasını teşvik etmiştir. Evlerin, Kur’ânın okunmadığı kabirlere çevrilmesini de yasaklamıştır. Dolayısıyla  kabristanda Kur’ân okunmasını Ebû  Hanîfe,  Mâlik  ve  diğer  selef alimleri kerîh görmüşlerdir. Sunen’in sahibi olan Ebû Dâvut şöyle der:  « Ahmed’e kabirde Kur’ân okunması hakkında soruldu, o da ‘okunmaz’ dedi »33[33].

Şeyhu’l-İslâm  İbn  Teymiyye  şöyle  der:  «  Şafii’den  bu  konu  hakkında  bir  söz sabit değildir, bu da onun kabristanda Kur’ân okunmasını bid’at saydığı içindir »34[34]. İmam Mâlik şöyle der; « Bunu yapan birisini bilmiyorum, dolayısıyla sahâbe ve tabii’nin bunu yapmadığı ortaya çıkar ». Diğer  taraftan Hallâl’ın  rivayetinde,  İbn  Umer’in       definden sonra  kabri  başında Bakara suresinin başı  ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğine dair gelen eser sabit değildir. Olsa bile, ona has bir fiildir. Peygamberimizden (s.a.s) konu hakkında böyle bir şey bize ulaşmamıştır. Bundan dolayı bu delil olamaz. Yine  İbn  Ebi Şeybe’nin zikrettiği  başka  bir  eserde,  Şa’bî  şöyle  der:  «  Ensar ölünün yanında Bakara suresini okurlardı ». Senedindeki Mucalid b. Saad yüzünden rivâyet  zayıftır.  Ayrıca  İbn  Ebî  Şeybe rivayete  şu  başlığı   koymuştur;  « Ölüm döşeğinde iken hastanın yanında ne söyleneceği babı». Diğer taraftan Hallâl ve Deylemî’nin rivâyet ettikleri uydurma bir rivayette, ( Her kim kabristana uğrar ve Kul Huvallâhu Ahad’ı on bir kere okur, ecrinide ölülere bağışlar ise, ölülerin sayısı kadar ona sevab verilir.)  ez-Zehebî, İbn Hacer, es-Suyûtî ve İbn Arrâk rivayetin uydurma olduğunu söylemelerine rağmen, Merâki’l- Felâh’ın  üzerine yazdığı haşiyede  Tahtâvî,  bu  uydurma  rivayeti  kabristanda  Kur’an okunacağına dair delil getirir!!! Müslümanın  üzerine  düşen, sünnete  yapışıp  bid’attan  kaçınmasıdır.  Velev  ki insanlar bid’atı güzel görselerde. Çünkü her bid’at dalâlettir.

inş devam edecek
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #9 : 28 Nisan 2009, 20:22:24 »

kardesim yazdiklarinincogu gercekten benim tarafimdan sahih olarak duydugum hadisler.
hatta biri var ki beni cok sasirtti. Bu konuyu okudukca cok sasiriyorum nedense:)

Neyse o hadisi ben senediyle beraber okudum ama kaynagi yazmiyordu.

Acaba bu uydurma hadisleri aldigin kaynagi ogrenebilir miyim???

Eger kitaplar varsa bu konuyla ilgili lutfen yazar misin?? CUnku bende oyle kitaplar istiyorum, kesinlikle her kutuphanede olmasi gereken kitaplardir uydurma hadisler, buhari ve kutubi sitte disinda ...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #10 : 28 Nisan 2009, 21:01:43 »

tabii ilk kısımda yani sayfa başındakiler merhum aliyyül karinin uydurma hadisler isimli eserindendir. ötekilerin mütalaa ve kaynaklarını burda bulabilirsiniz Linkleri görebilmek için;
Üye Olun veya Giriş Yapın

 papatya
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #11 : 29 Nisan 2009, 11:53:47 »

Tesekkurler kardesim ... ben bi bakiyim insallah ... :)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
RANUNA

Usta Üye

*





Üye No : 289

Nerden :

Konu  : 51

Mesaj : 1317

Rep Puanı: 39
Çevrimdışı
« Yanıtla #12 : 10 Mayıs 2009, 20:46:51 »

hadi devam samandirali kardesim ...

peki biz uydurma hadisi nasil anlayabiliriz???? bunun belirli birer kriterleri vAR MI??????????????
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Hayat İman,Cihad ve Şehadettir!
Şehadet İnkılabın Habercisidir !..


Ben Çeçenim, Ben Boşnağım, Kürdüm, Türküm. Ben İnsanım. Düşmanımız Bir Zalimlerdir. Ben Ümmetim, Müslümanım...
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2714

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #13 : 10 Mayıs 2009, 21:19:41 »

ranuna kardeşim kaç gündür yoktum bugün geldim eve  papatya tabiiki var bu dalda başlı başına bi bilim var yani hadis usulü. birkaç örnek vereyim belli kriterler ortaya konmuştur abbasileri öven yada yeren tüm hadilserin, emevilerle ilgili tüm hadislerin uydurma olması gibi..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
mavigozlukarinca

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 1

Yaş : 26

Nerden : istanbul

Konu  : 454

Mesaj : 2380

Rep Puanı: 78
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #14 : 10 Mayıs 2009, 21:31:09 »

ranuna kardeşim kaç gündür yoktum bugün geldim eve  papatya tabiiki var bu dalda başlı başına bi bilim var yani hadis usulü. birkaç örnek vereyim belli kriterler ortaya konmuştur abbasileri öven yada yeren tüm hadilserin, emevilerle ilgili tüm hadislerin uydurma olması gibi..

aynı şekilde hatta türkleri bile öven hadisler var ama çok yüksek ihtimalle onlarda uydurma..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın;
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın;
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yâhut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
~ Mehmet Akif ~
Sayfa: [1] 2 3
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gitmek istediğiniz yer:  


Sitemap Sitemap2 Tevbe.org Site Ekleme Toplisti Din TOPlist Sitemap3 Sitemap4