Linkleri görebilmek için;
Üye Olun veya
Giriş Yapınwww.ustavecirak.net
te yazdığım makaleyi, siz değerli dostlarım ve forumumla paylaşmayı da uygun gördüm. İyi okumalar.
Tanım ve Geleneğin GörüşüSavaş sırasında düşman cephesinden esir edilen kız ve kadınlar “cariye” olarak alınır. Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi. Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı. Artık o andan itibaren “cariye” ailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü. Cariyenin sahibi olan “efendi” onu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi. Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı. Zâten ayrıca bu hususta Kur’ân’ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur. Mü’-minûn Sûresinin 5 ve 6. âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:[1]
“O mü’minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar.”*
(ayetlerdeki meal yönünden yapılan tahrifata ikinci yazımızda değineceğim)
Geleneğin ayete ilişkin yorumları ve çıkarımları özetle böyle. Şimdi gelelim bizim görüşümüze:
Cariyeliği geleneksel anlayış ve en ıslah edilmiş şekli ile bu şekilde tanımlayabiliriz. Geleneğin ”İslam dininin” görüşü diye sunduğu görüşlerin üzerinde durup zaman kaybetmemek adına, o görüşleri burada siz değerli okurlarımıza arz etmeyeceğim. Geleneğin görüşü hakkında detaylı bilgiye bir çok kaynaktan ulaşabilirsiniz.
Bizim çalışmamızın amacı Kur’an ışığında konuya açıklık getirmektir. Bu konuyu bu şekilde ele alabilmemizdeki en önemli unsur, Ali Rıza DEMİRCAN hocamızın konu hakkında süleymaniye vakfında[2] yaptığı mini konferanstır. Konu hakkında daha detaylı bilgi için, Ali Rıza Demircan’ın ” Kur’an ve sünnet ışığında Cariyelik ve Sömürülen cinsellikleri” adlı kitabını temin edebilirsiniz.
Köleliği donduran islam, onu Kıyamet Günü’ne kadar yürürlükte kalacak esirlik kurumuna dönüştürmüştür. Cariye savaş esiridir. Harpler devam ettiği sürece, cariyeler tarihte olduğu gibi gelecekte de varolacaklardır.
Biz bu çalışmamızda Kur’an ve Sünnet ışığında cariyeleri ve sömürülen cinselliklerini inceledik. Onlara ilişkin, insanlık değerlerini koruyucu, adil ve ahlaki kurallarımızı belirledik.[3]
Kur’an ve Sünnet Işığında Cariye Nedir?Meşru savaşlar sonucunda, harp esiresine cariye denir. İslam hukuğu dahilinde meşru sayılmayacak savaşlar neticesinde alınacak esirler ve esireler de meşru değillerdir.
Meşru Savaş Nedir?Tarihte olduğu gibi, doğal kaynakları ele geçirme, egemenlik sağlama, ırk hakimiyeti sağlama, toprak kazanma vb. gibi nedenler doğrultusunda yapılacak savaşlar İslam’da gayri meşrudurlar.
İslam’da ki meşru savaş nedenleri Mühtehine suresi 8. ve 9. ayetlerine göre belirlidir.
8. Allah, sizinle din hususunda savaşta bulunmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere iyilik etmenizden ve onlara adalette bulunmanızdan sizi menetmez. Şüphe yok ki: Allah, adalette bulunanları sever.
9. Allah, sizleri ancak din hususunda sizinle muharebede bulunmuş sizi yurdunuzdan çıkarmış ve sizin çıkarılmanıza yardım etmiş olan kimselere dostlukta bulunmanızdan men eder ve her kim onlara dostlukta bulunacak olursa işte onlardır zâlimler.
Bakara suresi 191. ayet bu konuyu özetler.
191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.
İslam orduları, düşmanı savaşamaz hale getirdiklerinde yani tam olarak yenilgiye uğrattıklarında esir alabilirler. Aksi bir durumda ve ganimet amacı ile de, savaş devam ederken ya da düşman üzerinde galip durumda iken esir almak İslam’da kesinlikle yasaktır.
Bu esirlerin alınması ve sonrasında yapılması ile ilgili bizi yönlendiren ilahi ölçü Muhammed suresi 4. ayettir.
4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.
Bedir Savaşında, mekkelilerin tam anlamıyla yenilgiye uğratılmadan esir edinilmeye başlanması -ki esirler ganimette en değerli olanlarıdır, üzerine, yapılan hatanın bir daha tekrarlanmamak üzere ilahi ölçüsü ortaya konmuştur ki, bu hata uhud da tekrarlanınca, zafer mağlubiyete dönüşmüş idi.
2. kısımda değineceğimiz konu ise, mezheplerden gelen rivayetlerdirki, esirler ya köle edilir yada öldürülür diye.Oysaki bu ayet-i kerime ve bedir savaşı gibi sünnette ki uygulamalar bize mutlak gerçeği net bir şekilde gösteriyor.
Ayrıca bu ayet inişi ile, islam öncesi kölelik anlayışını dondurmuş ve esirlik sistemini başlatmıştır. Savaş akabinde alınan esirler, Allah’ın kullarıdır, esirdirler. Bu esirler köleleştirilemez. Yukarıdaki ayet ile Kur’an ölçüsü; ya karşılıklı ya da karşılıksız salı vermektir. Esirler karşılıksız salı verilebilir ya da belli bir süreye kadar fidyede ısrar edilebilir.
Bedir de edinilen esirler, kademeli bir şekilde, serbest bırakılmıştır.Kimi için ödenen fidyeler ile, kiminin müslümanlara okuma yazma öğretmesi, kiminin müslüman olup azad edilmesi vb. Sonuç olarak Muhammed suresi 4. ayet gereği, kölelik kavramı son buldu ve esirlere bu ölçüde yaklaşıldı.
Peki Esirler Adına Fidyeyi Kimler Ödeyecek?
Esir veya esirenin kendisi, ailesi ya da tabi bulunduğu devlet ödeyebilir. Hür olarak doğmuş olan ve hür olarak da yaratılan bu insanlar, köleleştirilemediği gibi, ilelebet ve uzunca süre esir tutulamaz. Esirler fidyelerini ödeyemediğinde Allah’ın koyduğu iç mekanizmalar devreye girer.
Zekat MekanizmasıZekat, devlet için bir nevi vergi sistemidir neticede. Devlet bu toplanan zekatların 8′de 1′ini müslümanlardan dış devletlere esir düşmüşlerin özgürleşmesi için kullanabildiği gibi, kendi bünyesinde ki ”müşrik” esirler için de kullanabilir. Allah’ın koyduğu ölçüler nezdinde, esirler toplama kamplarında toplanmaz, aileler ile birlikte ikamet ederler, aileler ne yerse ondan, ne giyerse ondan giyinirler. Ve miskin durumda oldukları için, devlet zekat sisteminden paylarına düşeni alırlar. Bunu özgürleşmek adına ileride kullanabilirler.
Sözleşme Mekanizması
33. Evlenmeğe çare bulamayanlar da Allah kendilerini lütufundan zengin kılıncaya değin iffetlerini korusunlar ve ellerinizin sahip olduğu kimselerden mükatebe yapmak isteyenler olunca da eğer onlar da bir hayır bilmiş iseniz onları kitabete kaydediverin ve Allah’ın size verdiği mallardan onlara veriniz. Ve genç cariyeleriniz iffetlerini korumak isterlerse dünya hayatının geçici metaını dileyerek fuhşa sevketmeyiniz. Ve her kim onları zorlarsa şüphe yok ki, Allah onların zorlanmalarından sonra da çok bağışlayan, pek esirgeyendir (Nisa 33. ayet)
Nur suresi 33. ayet gereğince, Devletin ya da esir sahibinin kendisi ya da esirin kendisi, esaretten kurtulmak için sözleşme teklif edebilir (sözleşme ile bedel belirlenir). Her iki taraftan gelecek makul tekliflerin kabul edilmesi mecburidir. Kabul etmeme hükmü yoktur.
Örnek verilecek olursa, sözleşme sonucu özgürlük bedeli belirlenen esir bir marangoz ise, İslam toplumu içinde serbest bırakılır ve bu bedeli kazanması beklenir.
Nisa suresi 92. ayet, Mücadele suresi 3. ve 4. ayetler, Maide 89. ayetler çerçevesinde de esirleri serbest bırakacak mekanizma işler.92. Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Nisa 92)
3. Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
4. Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah’a ve Resûlüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.(Mücadele 3. ve 4. ayetler)
89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.(Maide 89)
”Beled suresinde”[4] esiri özgür bırakmanın cennete girme sebebi olduğu söylenir.
Cariyelerin Evlilik DurumlarıGeleneksel anlayışa göre, kişi evli olduğu halde dahil, maddi imkanı elverdiği ölçüde, istediği kadar cariye alabilir ve nikahsız olarak faydalanabilir.
İslam anlayışına göre, Evli kişiler, ellerindeki esireler ile yani cariyeleri ile kesinlikle evlenemezler. Sadece bekar erkekler, cariyeler ile evlenmek isteyebilirler. Cariyenin de rızası sonucu ve kesinlikle nikah ile gerçekleşir bu evlilik. Aksi iddiaların İslam’da dayanağı yoktur.
Kişi kendi cariyesi ile evlenir ise, cariye hür olur. Başkasının emrinde ki cariye ile evlenirse, hür kadınlarla yapacağı nikah akdinin aynısı geçerlidir ve evlendiği cariyeye mehir verir(sahibine değil) sonrasında onun eşi olarak, esaretten kurtulması için gereken parayı denkleştirir. Zengin kişilerin cariyeler ile değil hür kadınlarla evlenmesi tavsiye edilmektedir. Evli kişiler zaten cariyeler ile evlenemez idi. Bu durumda bekar ve yoksul kişilerin, ellerinde cariye olması ile onlarla, cariye olmaması durumunda başkasının cariyesi ile evlenmesi beklenir.
Konu Nisa 25. ayette özetlenir.
25. Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Sonuç olarak;Muhammed suresi 4. ayet ile birlikte, kökeni çok geçmişe dayanan kölelik anlayışı dondurulup ve meşru savaş anlayışı gereği esir hakları dönemi başlamıştır. Konu dahilindeki ayetlerin kölelik ile ilgisi yoktur ve tamamen esirlik ile ilgilidir. Gelenekçi anlayışı aklayabilmek için ve kölelik sisteminin devamı ve cinselliğin istismarı için ayetler mana yönünden tahrif edilmiş zorlama anlamlar çıkarılmış ve nihayetinde çarpıtılmıştır.
Hiçbir cariyeyle, hiç bir durumda nikahsız cinsel ilişki kurulamaz. Hiçbiri evlenmeye de zorlanamaz. Müslüman olduğu anda hürleştirilmesi yükümlülüktür. Ya da rızası ile evlendiği anda hür olur. Ya da en başında fidyesiz veya belirlenen ”makul” değerdeki fidyenin ödenmesi ile serbest kalır. Her cariye ile evlenilemeyeceği gibi, evliler de cariyelerle kesinlikle evlenemezler.
Takip edecek yazımızda, İlahi kaynakların meal yönünden tahrif edilişleri konusu altında, cariyelikle ilgili ayetlerin mana yönünden tahrif edilmesini ve sünnetteki cariye anlayışı ile Peygamberimizin (S.A.V) evlendiği cariyelere değineceğiz.
Ozan GÜZEL