Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Mihrcilik Oyunları
Cevaplar 71
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 6813
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Mihrcilik Oyunları  (Okunma Sayısı 6813 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2733

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« : 10 Ağustos 2008, 01:07:19 »

Efendim vatandaşın bir tanesi soner yalçının iddiasına göre de sabatayist (yahudi dönmesi) bir kişi, devrin imamı, mehdi ve peygamber olduğunu iddia ediyor. kim mi?

İskender Ali mihr Efendi..

hazrete bir de kitap indirilmiş (!) adı da "risalet nurları" (ismin osmanisi bir yerden hatırlıyor olabilir misiniz? hadi az zorlayın.. evet hatırladınız oda bir vakit çaktırmadan peygamberlik ve mesihlik mehdlik gibi bil cümle beklenenler olduğunu iddia ediyordu halada cemaati var kocamaaaan)

zaten önüne gelen mehdiyim diyor, herkes mesihim diyor. utanın yahu!! bu kadar da olmaz.

ama ilginçtir hepsinin tek dayanağı sufizm. ilham keşif falan filan. sıkışınca hemen yapışacaklaır dayanakları "ilham bunlar vahiy değil" demek. nitekim tarihte islam itikadını hristiyanlığa çeviren nice önderleri de aynı şekilde zora gelince bunu diyordu. hepsine sorsanız hz peygamber son peygamberdir. ama ilham (!) yoluyla Allahtan yeni kurallar gelebilir(!)

Allah vaadinden dönmez ve hz peygamberden sonra vahiy iddiasında bulunan herkese (adına ilhamda deseler) tehdidi açıktır:

Yalan düzüp Allah'a iftira eden veya kendine bir şey vahyedilmediği halde "Bana vahyedildi" diyen kişi ile, "Allah'ın ayet indirdiği gibi ben de indireceğim" diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, "Çıkarın canlarınızı!" diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah'a karşı gerçek dışı şeyler söylüyorsunuz ve çünkü O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz. (enam 93)

Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!" (Bakara 79)


ayetler açıktır. mihr ve tarihi benzerlerinin ahiretteki durumuda ortadadır. onlara uyanda sapıklığa düşer islamdan çıkar.

mehdi kavramına gelince ahad haberlerde mehdinin geleceği konusunda bilgiler vardır. ama (eğer doğruysa) yahudi dönmesi değil ehli beytten olacaktır. buna rağmen önümüze her çıkana mehdi diye iltifat etmek tembelliğin ve acizliğin ifadesidir. mehdi bekle mesih bekle yan gel yat. gelsin seni kurtarsın

bize ehli sünnet önderleri gibi tanıtılan ama itikadları dolayısıyla ehli sünnetle zerre alakası olmayan kişileirn hepsi Allah dostları adı altında bize sunuldu. bu adamların hepsi istisnasız Allahtan bilgi aldıklarını, Allahın kendi bedenlerine girdiğini, Allah diye birşeyin olmadığını açıkça söyleyemedikleri için Allah ve yaratılmışlar aynı şey diyerek kainatın Allah olduğunu iddia ettiler. bu iddiaları reddedenlere utanmadan sapık diyen internetin sahte kahramanları kendi içlernde yüzdükleri bataklığı görmeden müminlere dil uzattılar. interneti sufizm çöplüğüne çevirdiler. ve bunların bu istidadlarından mihr gibiler doğdu.

bugün artık bolca mesihimiz ve mehdimiz var. Allah hayırlı uğurlu etsin ne diyelim.

« Son Düzenleme: 10 Ağustos 2008, 01:11:14 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
besiran

Yay gibi egri olup tutulmaktansa, ok gibi dogru olur atılırım ben...

Usta Üye

*





Üye No : 3

Nerden : Topraktan...

Konu  : 227

Mesaj : 1452

Rep Puanı: 139
"VETEVASAV" Bİ "SABR"
Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 10 Ağustos 2008, 13:28:10 »

iskender ali mihr evrenosoğlu... ibretle, hayretlere düşerek, şaşırarak, bukadar da olmaz diyerek takip ettiğim insan.

kendi televizyonunda, banttan yayında (yani yanlış bir şey söylese düzelt me imkanı olur, canlı yayında bu olmaz) bir programda, aslında 3 veya 5 programda, kendisinin allahla görüşrüğünü, kendisine allah tarafından, kuran katından kitap indiğini (bunu hulki ceviz oğlunun programındada söyledi) bu kitabın, kuranın doğrulayıcısı ve "AÇIKLAYICISI" olduğunu, kendisinin alnın ortasındaki benden dolayı mehdi mi, mesih mi öyle bişeyler olduğunu söyleyen insan. biz haşa peygamber değiliz, insanları başka peygambere, başka kitalar yazarak kurandan başka kitaplara çağırmıyoruz dedikten sonra, ama biz  doğrusunu anlatıyoruz, bizim dediğimiz gibi yapmayan cehennemden yer beğensin veya sapıtmıştır diyebilecek cürete sahip olan şahsiyet. itibar edilir mi bilmem ancak hakkında yanlış hatırlamıyorsam, 3 tane akıl hastası bir tane normal raporu bulunan, akıl hastalıkları içinde tam hatırlayamıyorum ama, doktorların kalp gözü kilitlendiği için onun allahla konuşmasını, cinlerle ve ruhlarla artık bilimum bu tarz şeylerle ilişkisini anlayamadıklarını söylemişti... ayrıca nur tv'nin kendisine ait olduğu şahıs. uluslar arası bir cemaati var... ve maalesef buralara giden insanlarda var. hemde belki yüzbinleri buluyor. 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,



Linkleri görebilmek için;
Üye Olun veya Giriş Yapın
<a href="http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf" target="_blank">http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf</a>

Tilmiz-i Kuran

Gözlemci

*





Üye No : 41

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 5

Rep Puanı: 1
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #2 : 11 Ağustos 2008, 06:24:41 »

es-selamu aleykum...

samandıralı kardeş iskender ali mihr olayına girmeden önce göndermiş olduğun metnin içerisinden sana bir kaç tane sorum var; şöyle ki;

1. si
hazrete bir de kitap indirilmiş (!) adı da "risalet nurları" (ismin osmanisi bir yerden hatırlıyor olabilir misiniz? hadi az zorlayın.. evet hatırladınız oda bir vakit çaktırmadan peygamberlik ve mesihlik mehdlik gibi bil cümle beklenenler olduğunu iddia ediyordu halada cemaati var kocamaaaan)

parantez içerisinde atıf yaptığınız şahıs kim?? kimi kastediyorsunuz?? sizden ricam bu tür hassas konularda üstü kapalı ifadeler kullanmayın.meramınızı açık bir şekilde -Kur'an gibi direkt olarak- ifade edin ki bizde kimin ne olduğunu anlayalım.ve delillerinizi de ekleyin lütfen..

2. si

ama ilginçtir hepsinin tek dayanağı sufizm. ilham keşif falan filan. sıkışınca hemen yapışacaklaır dayanakları "ilham bunlar vahiy değil" demek. nitekim tarihte islam itikadını hristiyanlığa çeviren nice önderleri de aynı şekilde zora gelince bunu diyordu. hepsine sorsanız hz peygamber son peygamberdir. ama ilham (!) yoluyla Allahtan yeni kurallar gelebilir(!)

Allah vaadinden dönmez ve hz peygamberden sonra vahiy iddiasında bulunan herkese (adına ilhamda deseler) tehdidi açıktır:

Bu sözlerinizden ilhamın olmadığını mı anlayalım???

bir de

mehdi kavramına gelince ahad haberlerde mehdinin geleceği konusunda bilgiler vardır. ama (eğer doğruysa)......

mehdilik kavramı ahad haber değildir mütevatirdir.mütevatiri reddeden ise icma ile dinden huruc eder -el iyazu billah-

ilk 2 soruma cevap aldıktan sonra 3. sü hakkında delillerimizi arz edeceğiz biiznillah....
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

CİHANIN BÜTÜN ARSLANLARININ BAĞLANDIKLARI BİR ZİNCİRİ HİLECİ BİR TİLKİNİN KOPARMASINA İMKAN VAR MIDIR?!..
besiran

Yay gibi egri olup tutulmaktansa, ok gibi dogru olur atılırım ben...

Usta Üye

*





Üye No : 3

Nerden : Topraktan...

Konu  : 227

Mesaj : 1452

Rep Puanı: 139
"VETEVASAV" Bİ "SABR"
Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 11 Ağustos 2008, 07:00:19 »

a.s.

şimdi kardeşim konuya bir katılımcı olarak, sorularınızdan ikisi ile ilgili birkaç şey eklemek istiyorum.

bence parantezin içerisi gayet açık. anlaşılmayacak birşey yok. anlamamak için türkiyede yaşamamak icap eder. sanırım urfalısınız... öyle hatırlıyorum. zaten sizde anlamışsınız da, kuran gibi apaçık ve doğrudan konuşun derken sizde esasen anladığınız şeyi anlamamazlıktan geliyorsunuz, bir nevi tecailüarif, bakınız sizde doğrudan konuşmamışsınız. bu bence eleştirilecek veya üzerine durulacak bir mevzu değil. yalnız genede gğnah almayalım, ben böyle hissettim diyeyimde bağlayayım cümleyi. ama delil olayında, söz sahibi üzerine düşeni yapacaktır, haliyle...

birde, ilham dediğimiz şey eğer allah ile konuşmak veyahut ondan bilgiler almak, kuran katından kitaplar indirmekse bunu kabul etmek kurana ne kadar uygundur sorgularım. sorun, her kendini mehdi, mesih, peygamber vs. ilan edenin bu ilham perdesi arkasına gizlenerek, güncel bir tabir var şimdilerde, insanları allah ile aldatması... burada bence pek bir uyuşamayacağımız nokta olmamalı. çünkü bu gün ilham diyerek, kavramın altını yukarıda saydığım şeylerle dolduranların kendileri ve yaptıkları, gene kuranda bildiğim kadarıyla yasaklanmıştır. şahsen bu açılardan birilerinin ilham dedikleri şeyi reddetme noktasında duruyorum. ilham ile kastedilen çok kaba olarak bu bence, ben böyle anladım... ve siz yoksa bunu reddetmiyor musunuz? yani, bir kimsenin allah ile konuşabileceğini veya ne bileyim, kuranın açıklayıcısının bir kimseye kuran katından yazdırılabileceğini kabul mu ediyorsunuz?
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,



Linkleri görebilmek için;
Üye Olun veya Giriş Yapın
<a href="http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf" target="_blank">http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf</a>

Tilmiz-i Kuran

Gözlemci

*





Üye No : 41

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 5

Rep Puanı: 1
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #4 : 11 Ağustos 2008, 07:11:29 »

acele etme kardeş :) sorularıma cevap alim sonra bu husular üzerinde benim de bir iki kelamım olacak inşaAllah....
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

CİHANIN BÜTÜN ARSLANLARININ BAĞLANDIKLARI BİR ZİNCİRİ HİLECİ BİR TİLKİNİN KOPARMASINA İMKAN VAR MIDIR?!..
blacksea

Moderatör

Aktif Üye

*





Üye No : 5

Nerden : İstanbul

Konu  : 85

Mesaj : 655

Rep Puanı: 14
www.saglicakla.tr.gg
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #5 : 11 Ağustos 2008, 11:30:07 »

Şimdi sevgili kardeşlerim bende konuya farklı bi açıdan, gördüklerimden ve yaşadıklarımdan bahsederek yaklaşacağım. Normalde halkın arasında sapasağlam dolaşan, konuşunca gayet mantıklı cümleler kuran yaşamını kolaylıkla idame edebilen insanların yolu zaman zaman bizim hastanemize düşmekte.( Bu arada ben bir psikiyatri hastanesinde çalışıyorum) Bu insanlarla iletişim kurduğunuzda, olaylara bizim gözümüzle bakmadığınızda herşeyin normal olduğunu sanırsınız. Bu insanlar zaman zaman kendilerini mesih, mehdi, peygamber haşa Allah olduğunu idda etme noktasına varırlar. Size öyle mantıklı cümleler kurarlarki neredeyse ikna olucaksınızdır, kendilerine vahiy, yada ilham geldiklerini idda ederler. Yaklaşık 1 haftalık tedavinin ardından gelen ilhamlarda azalma zamanlada kesilme olduğu görülür. Daha sonrasında bu insanlarla konuştuğunuzda evet demmeki ben hastaymışım bunların gerçekle hiç bir alakası yok ama biz bunları hakikaten yaşıyoruz ve bu sesler ve emirler kulağımıza geliyor şeklinde ifadelerde bulunuyorlar. Allah şükür bunların yolu bize düşenler, Peki ya bunların dışında hastanemize yolu düşmeyenler konusunda ne demeli işte onlarda ortalıkta mesih, mehdi diye dolaşmaktalar. Allah kimsenin aklına zeval vermesin. Sağlık sıhat versin.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Ömür Dediğin Nedir Dalda Bir Kuru Yaprak Bin Senede Yaşasak Son Durak Kara Toprak
Beyazbela

Aktif Üye

*


Avatar Yok


Üye No : 14

Yaş : 12

Nerden :

Konu  : 20

Mesaj : 580

Rep Puanı: 33
Çevrimdışı
« Yanıtla #6 : 11 Ağustos 2008, 11:59:55 »

İlham, yeni düşünceler elde etmek için bir kaynaktan esinlenmek yani yararlanmak demektir.Bildiğim tanımı ile...

Bu anlamda..Bu kişiler Allah'tan mı esinleniyorlar, Kuran'dan mı?Peyamber efendimiz'den(sav)  mi?
Madem ilham ile bu vahiy alma süreci devam edecekti...Neden Peygamber Efendimiz(  sav) vefatından sonra halifelerde ve diğer önemli sahabelerde olmadı da...Bir den bu yüzyılda ve bu kişilerde çıktı...

Allah'tan korkmuyorlar da, kuldan da mı utanmıyorlar bunca insanı küfre ve şirke sokuyorlar...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
de_sifre

Yeni Üye

*


Avatar Yok


Üye No : 68

Nerden : İstanbul

Konu  : 15

Mesaj : 51

Rep Puanı: 5
Çevrimdışı
« Yanıtla #7 : 11 Ağustos 2008, 12:10:06 »

Yaklaşık 1 haftalık tedavinin ardından gelen ilhamlarda azalma zamanlada kesilme olduğu görülür.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2733

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #8 : 11 Ağustos 2008, 12:19:32 »

demişsiniz ki:

samandıralı kardeş iskender ali mihr olayına girmeden önce göndermiş olduğun metnin içerisinden sana bir kaç tane sorum var; şöyle ki;


 hazrete bir de kitap indirilmiş (!) adı da "risalet nurları" (ismin osmanisi bir yerden hatırlıyor olabilir misiniz? hadi az zorlayın.. evet hatırladınız oda bir vakit çaktırmadan peygamberlik ve mesihlik mehdlik gibi bil cümle beklenenler olduğunu iddia ediyordu halada cemaati var kocamaaaan)


parantez içerisinde atıf yaptığınız şahıs kim?? kimi kastediyorsunuz?? sizden ricam bu tür hassas konularda üstü kapalı ifadeler kullanmayın.meramınızı açık bir şekilde -Kur'an gibi direkt olarak- ifade edin ki bizde kimin ne olduğunu anlayalım.ve delillerinizi de ekleyin lütfen..

diyorum ki:
parantez içinde atıf yptığım şahıs said nursidir. kendisine Allahtan kitap geldiğini iddia etmiştir. bunu ıspatlamak için tasavvufa sıkıca sarılmış, gaybdaki kişilerin kendisini onayladığını iddia etmiş, kendi iddialarını doğrulamak için ebced cifr gibi kabbala oyunlarına başvurmuş, hesabı tutturamayınca sırlı fark diyerek işin içindne sıyrılmıştır. batıni şiilikten esinlendiği açıktır. hatta hz ebu bekirin hz aliden üstün olduğunu söyleyen ehli sünnet ulemasına sataşacak kadar da ileri gitmiştir.

Demişsiniz ki:


ama ilginçtir hepsinin tek dayanağı sufizm. ilham keşif falan filan. sıkışınca hemen yapışacaklaır dayanakları "ilham bunlar vahiy değil" demek. nitekim tarihte islam itikadını hristiyanlığa çeviren nice önderleri de aynı şekilde zora gelince bunu diyordu. hepsine sorsanız hz peygamber son peygamberdir. ama ilham (!) yoluyla Allahtan yeni kurallar gelebilir(!)

Allah vaadinden dönmez ve hz peygamberden sonra vahiy iddiasında bulunan herkese (adına ilhamda deseler) tehdidi açıktır:


Bu sözlerinizden ilhamın olmadığını mı anlayalım???

diyorum ki:

bana sufilerin iddia ettiği manada ilhamın varlığını kanıtlayabilirmisiniz? sahabe said nursi mihr gibi kimselerden aşağıda olmalı bu görüşe göre. kuranda ilham bir yerde geçer. oda sizin söylediğinizle kel alakadır. kaldıki bir insan ilahi bir takım şeyler müşahede etse bile kendisini bağlar. bunu kitap haline getirip bana uyun diyemez! diyorsa küfürdedir. hepsi bir tarafa bu gibi şeyler mihr ve nursinin yaptığı gibi hz peygamberin son peygamber olduğuna, Allahın birliğine (gavs sapkınlığında olduğu gibi) aykırıysa bunlara iltifat edenlerde islamdan çıkar.

ayrıca Allah peygamber göndermeyecektir. bir kimse bu kitap Allah katındandır derse kafirdir.


bir de

demişsiznz ki:

mehdi kavramına gelince ahad haberlerde mehdinin geleceği konusunda bilgiler vardır. ama (eğer doğruysa)......


mehdilik kavramı ahad haber değildir mütevatirdir.mütevatiri reddeden ise icma ile dinden huruc eder -el iyazu billah-

ilk 2 soruma cevap aldıktan sonra 3. sü hakkında delillerimizi arz edeceğiz biiznillah....

diyorum ki:
mehdi kavramı mütevatirdir de imam azam ebu hanife onu nasıl olur da fıkhı ekbere almaz? neden ehli sünnet alimleri onu inanç mevzularında ele almaz?

mehdiyet kavramı şia gözünde mütevatir olabilir buda onlaır bağlar. bizi çok fazla ilgilediren bir mevzu değildir. eğer bu konuda delil getirecek hayatı boyunca ağzına sufizm, ilham batın gibi kavramları sakız etmemiş dürüst alimlerden alıntı yaparsanız memnun olurum kaldıki mehdi olsa bile tevhid inancından sapmış tiplerin mehdi ve mesih olamayacağı ortadadır. asıl eleştirdiğim nokta mehdinin varlığı yokluğu değil hayatını mehdi bekleyerek geçirenler ve mehdiyim diyenlerdir keşke eskiden bu kadar gelişmiş psikiyatri bilimi olsaydı bu kadar hurafe ile mücadele edilmek zorunda kalınmazdı
« Son Düzenleme: 11 Ağustos 2008, 13:32:11 Gönderen: Samandıralı » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
Samandıralı

Administrator

Usta Üye

*





Üye No : 7

Yaş : 30

Nerden : İstanbul

Konu  : 218

Mesaj : 2733

Rep Puanı: 80
Çevrimdışı
« Yanıtla #9 : 11 Ağustos 2008, 12:37:25 »

Risale-i nurlara göre, gelmesi beklenen İsa, Said Nursî’dir. Çünkü İsa’yı bekleyenler, onun Deccal’i öldüreceğine inanırlar. Said Nursî’nin pek parlak kaside diye övdüğü şiirde bu husus dile getirilmektedir:

“Her yangını senin nurun söndürür,
Her bir yeri bir gülşene senin nurun döndürür,
Deccâlı da bir gün gelir elbette öldürür
Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!”


Nurcular onun bu dünyada kendilerini kurtaracağına inanırlar. Said Nursî’nin “Pek parlak kaside” diye övdüğü şiirde konu ile ilgili şu ifadeler yer alır:

“Şifa bulsun şimdi biraz yaramız,
Revaç bulsun geçmez olan paramız,
Saç nurunu, aka dönsün karamız,
Ey ziya-yı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
 “(…) Âşıkların Arşa çıkan feryadı
Ağlatıyor o pâk ruhlu ecdadı,
Allah için eyle bize imdadı,
Ey muhtaçlara rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Gökler saldı belâ, yer verdi belâ,
Sarstı âfâkı bir acı vaveylâ,
Rahmet et âleme, ey nur-u Mevlâ!
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ ateşi âlemi yakar,
Ağlayan bu beşer hep sana bakar,
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Çevrildi ateşle bu koca dünya,
Bir cehennem gibi kaynadı derya.
Yetiş imdada ey şâh-ı evliya
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!”.


“Yetiş imdada ey şah-ı evliya” demek, “Ey evliyalar padişahı imdada yetiş” demektir. Said Nursî, kime karşı imdada çağırılmaktadır. Dünyayı ateşle çevirip, denizleri bir cehennem gibi kaynatan kimdir? Allah’a karşı imdada çağırılan bu zatın, Allah’tan güçlü, daha merhametli olması ve insanları daha iyi tanıması gerekmez mi? Beş vakit namazında; “Yalnız sana kul oluruz ve yalnız senden yardım dileriz” diyen bir Müslüman bu büyük günaha nasıl düşebilir?!

Abdulaziz Bayındır hoca süslü lafların arkasındaki gerçeği çok iyi yakalamış. Allah kendisi gibi ehli tevhid alimlerden razı olsun.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Şimdi halsizliğin tutsun, motorun bozulsun, domuz gribi ol inşallah!
besiran

Yay gibi egri olup tutulmaktansa, ok gibi dogru olur atılırım ben...

Usta Üye

*





Üye No : 3

Nerden : Topraktan...

Konu  : 227

Mesaj : 1452

Rep Puanı: 139
"VETEVASAV" Bİ "SABR"
Çevrimdışı
« Yanıtla #10 : 11 Ağustos 2008, 14:22:26 »

acele etme kardeş :) sorularıma cevap alim sonra bu husular üzerinde benim de bir iki kelamım olacak inşaAllah....

böyle bir cevabı kabul etmiyorum...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Görüp ahkam-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
.,.,.,.,.,.,
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
.,.,.,.,.,.,



Linkleri görebilmek için;
Üye Olun veya Giriş Yapın
<a href="http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf" target="_blank">http://img230.imageshack.us/img230/4001/bannerimiz2sh2.swf</a>

Tilmiz-i Kuran

Gözlemci

*





Üye No : 41

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 5

Rep Puanı: 1
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #11 : 13 Ağustos 2008, 09:45:05 »

es-selamu aleykum vr..

öncelikle 2 günlük gecikmeden dolayı özür diliyorum.işlerim nedeniyle evden ayrılmak zorunda kaldım her heyse.....

öncelikle beşiran kardeş; ben parantez içerisinde atıf yapılanı tahmin etmiştim lakin emin olmak ve de su-i zannda bulunmamak için yine de sorayım dedim.Çünkü Allah azze ve celle emin olmadığının peşine düşme; göz kulak kalp bundan sorumludur diyor ayet-i kerimede (hatırladığım kadarıyla böyle idi) ki samandıralı mahlazlı şahıs bilmediği şeylerin peşine düşüyor....  ve ilham hakkında

birde, ilham dediğimiz şey eğer allah ile konuşmak veyahut ondan bilgiler almak, kuran katından kitaplar indirmekse bunu kabul etmek kurana ne kadar uygundur sorgularım. sorun, her kendini mehdi, mesih, peygamber vs. ilan edenin bu ilham perdesi arkasına gizlenerek, güncel bir tabir var şimdilerde, insanları allah ile aldatması... burada bence pek bir uyuşamayacağımız nokta olmamalı. çünkü bu gün ilham diyerek, kavramın altını yukarıda saydığım şeylerle dolduranların kendileri ve yaptıkları, gene kuranda bildiğim kadarıyla yasaklanmıştır. şahsen bu açılardan birilerinin ilham dedikleri şeyi reddetme noktasında duruyorum. ilham ile kastedilen çok kaba olarak bu bence, ben böyle anladım... ve siz yoksa bunu reddetmiyor musunuz? yani, bir kimsenin allah ile konuşabileceğini veya ne bileyim, kuranın açıklayıcısının bir kimseye kuran katından yazdırılabileceğini kabul mu ediyorsunuz?
demişsiniz ve benim fikrimi sormuşsunuz ileride inşaAllah sorularınıza cevap alacaksınız.

Öte yandan aynı şekilde beyazbala kardeş
İlham, yeni düşünceler elde etmek için bir kaynaktan esinlenmek yani yararlanmak demektir.Bildiğim tanımı ile...

Bu anlamda..Bu kişiler Allah'tan mı esinleniyorlar, Kuran'dan mı?Peyamber efendimiz'den(sav)  mi?
Madem ilham ile bu vahiy alma süreci devam edecekti...Neden Peygamber Efendimiz(  sav) vefatından sonra halifelerde ve diğer önemli sahabelerde olmadı da...Bir den bu yüzyılda ve bu kişilerde çıktı...

Allah'tan korkmuyorlar da, kuldan da mı utanmıyorlar bunca insanı küfre ve şirke sokuyorlar...

siz de bu sorularınıza cevap alacaksınız inşaAllah... Sahabede keşf, ilham, keramet varmıydı yok muydu görecez inşaAllah...

Gel gelelim samandıralı mahlazlı kardeşin yazdıklarına:

Kardeş senin durumunu tek cümle ile açıklayacak olursan bu:"Hak ile batılı karıştırmak" olur..senin ne iskender ali mihr (lanetullahi aleyh), ne said-i nursi (rahmetullahi aleyh), ne ilham,ne keşif, ne mehdilik, ne de ebced hesabıyla ilgili doğru-dürüst bi bilgin yok.Bİldiğin birkaç yanlışı elinde bir ölçü yaparak bütün doğrulara kıyas yapıyor ve çok büyük hatalara düşüyorsun bilesin..Saidi nursi ile yazmış olduğun yazının %90 ı yanlış ne kendisine Allah'tan kitap indiiğini söylemiş, -hayatının belli döneminde tasavvufun gölgesi olmakla birlikte- ne tasavvufa sıkıca sarılmış (aksine insanları Cadde-i Kübra-i Kuraniye olan Sahabenin yoluna davet etmiştir), ne batıni şiilikten etkilenmiş ne de Hz Alinin Hz. Ebubekirden üstün olduğunu ileri sürmüştür (4. lem'a bu konuda yeterlidir) Ebced ile ilgill bir ikişey yazmışsın ama dediğim gibi hakkında doğru bir bilgiye sahip olmadığın için sadece karalamışsın....Dikakt et -Ümmetin hemen hemen tamamı tarafındn kabul görülen bir zata- attığın küfür okları döner dolaşır seni bulur....ben sözü fazla dolandırmamak için asıl konu olan ilham ve keşif hakkında (isterseniz ebced ile de ilgili) delillerimi arz edeyim....(bu arada ben ne nurcu, ne şii, ne de sofiyim)

« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2008, 11:04:53 Gönderen: Tilmiz-i Kuran » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

CİHANIN BÜTÜN ARSLANLARININ BAĞLANDIKLARI BİR ZİNCİRİ HİLECİ BİR TİLKİNİN KOPARMASINA İMKAN VAR MIDIR?!..
Tilmiz-i Kuran

Gözlemci

*





Üye No : 41

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 5

Rep Puanı: 1
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #12 : 13 Ağustos 2008, 10:35:28 »

arz edeceğim delilleri biraz uzun olabilir ama ben zahmet edip yazdım siz de zahmet edip okursanız heralde meramımı anlayacaksınız....

Evvela şunu bilmek gerekir ki: Bİr şeyde hatayı hatırlatmak kafi değildir.Sana düşen, o konuda doğruyu açıklamandır.Yine yıkmak kafi değil,yapmak, hatalı olana bedel daima doğruyu ikame etmendir.. (Said Havva)

Keşif ve ilham hakkında

Seyr ilallaah’ta asıl ve öz olan şey; şükür,ihsan ,takva, iman ve İslam meselelerinde zevk,şuur ve tahakkuktur.Ayrıca sülukun bunlarla uyum içinde bulunması,nefsin temizlenmiş,kalbin nurlanmış bulunması, ruhun tam teslimiyetle Allah’ı tanımış olması ve aklın da şeriata uygun bulunmasıdır.Allah’a halis kulluk,kelimenin tam anlamıyla,sıddıkların en son hedefi, makamların en şereflisi Resulullah için gerekli olan en son vasıftır:

Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir (isra:1)

Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı (kehf:1)

Allah’a süluk edenlerin hedef ve gayeleri bunlardır.Allah’ın fazlının alameti olduğu takdirde, bunun dışındaki daha birçok şey saliki sevindirir.Çünkü bunlar bir işaret ve kabul olunduğuna dair bir müjdedir.

De ki, "Allah'ın ihsanıyla ve rahmetiyle, yalnızca bunlarla sevinç duysunlar. Bu, onların biriktirip durduklarından daha hayırlıdır." (Yunus:58)

Allah’a süluk eden, Salih bir rüya veya keşf görebilir.İlham hissedip elinde keramet meydana gelebilir.Dediğimiz gibi, bütün bunlar gerçekte  salik için bir hedef değil,sadece sevinç mahallidir.Çünkü bu,kabulün bir işaretive bir müjdedir.Bu durum açıklığa kavuştuktan sonra, salikin hedefinin ne olduğunu da anlamış bulunuyoruz. Bu konuda bir kısım mutasavvıfın içine düştüğü hata şudur:Bazıları seyrin sıhhatine alamet olan bir kısım manalara, keşfe ve keramete ulaşmayı kabul etmişlerdir.Halbuki seyirdeki hedef bu değildir.Çünkü seyir ile elde edilmek istenen ancak Allah’ın vechi yani O’nun rızasıdır.Allah şöyle buyuruyor:

sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.(Kehf:28)

Buna rağmen bazı mutasavvıflar,hedef olmayan şeyi hedef kabul etmekle yanılgıya düşmüşlerdir.

Tarih kitaplarından elde ettiğimiz bilgilere göre keşif,ilham,Salih rüya ve keramet gibi kavramlar,ashabın hayatında ve nasslarda çokça rastladığımız şeylerdir.Bu terimleri daha çok sufi çevrelerde görmekteyiz.Onların dışında oldukça nadir kullanılır.Hatta bu tür sözler nasslarda bile mutasavvıflarda olduğu kadarıyla alınmamıştır.Bu da gösteriyor ki aslından saptırılmamış tasavvuf, güzel örnek olma yolunda sahih bir seyirdir.Ona gerçek mükemmelliği ile bağlanmanın ortaya çıkardığı meyveler bundan dolayıdır.

Mesela ibni Teymiye, Şeyh Abdülkadir Geylaninin kerametlerinin tevatüren nakledildiğini ve onu herkesten daha çok methetmektedir.Bütün bunlar, muhakkik mutasavvıfların gösterdiği yol üzere Allah’a seyr etmenin bir fazileti, güzel ve hoş meyveler olduğunu göstermektedir. Fakat ileride de göreceğimiz gibi, çoğu mutasavvıflar birçok konularda ileri gitmişler ve hataya düşmüşlerdir.Şimdi ele alınması gereken birtakım meseleleri açıklayalım:

1-Keşf:

Cenab-ı hak Hz. Meryem’i sıddika olarak nitelemekte ve şöyle buyurmaktadır:

Ve İsa’nın annesi çok sadık bir kadındı. (maide 75)

Akaid ilminin bir kuralı olarak bilindiği gibi, Allah peygamberleri erkekler arasından seçmiştir.Şöyle buyuruyor:

Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de o memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi(Yusuf :109)

Bu duruma göre Hz Meryem, sadık bir kadındır.Resul veya nebi değildir.Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim meleklerin kendisiyle konuştuğunu zikretmektedir.

Hani melekler: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.(Al-i İmran:42)

Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.Meryem: "Ben senden Rahmân (olan Allah) a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)" dedi.Melek: "Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim" dedi.(Meryem:17-19)

Öyleyse Allah’ın, enbiya ve resullerden başkalarına melekleri keşfettirmesi (göstermesi) şer’an mümkündür.Öyle ki peygamberler dışındaki kimselerde melekleri görebilir ve işitebilir.Bir müslümanın başına gelen böyle bir hali mutasavvıflar >>keşf<< diye adlandırmışlardır.Sünnette keşfin mümkün olduğuna ilişkin nasslar bulabiliriz.Ashabın hayatında da bunun örnekleri gösterilebilir.Aynı şekilde, sahih tasavvuf tarihinde de bu gibi anlamların çokluğunu müşahede etmekteyiz.Güvenilir bir insan olan Gazalinin hayat hikayesini ve kitaplarını okuyan herkes bu gibi birçok olayları görebilir.Bizzat Gazalinin başından geçen veya benzerlerinden naklettiği şeyler insaf sahipleri için yeterli bir delildir. Çünkü ümmetin çoğunluğuna göre Gazali güvenilir bir kimsedir.Keşfin mümkün olduğuna, sahabe toplumunda meydana geldiğinde ve keşfe götüren yola işaret eden naslardan birkaçını örnek olarak gösterelim.

a) et-Tergib ve’t-Terhib adlı kitabın 262. hadisinde şöyle buyurulmaktadır:

Ebu Ümame rivayet ederek diyor ki: Resulullah s.a.v sıcak bir günde Baki (mezarlığına) doğru gitti.Halk da arkasından geliyordu.Ayak seslerini duyunca orada durdu ve oturdu.Öyle ki, gelenler öne geçtiler.Bakilu’l Ferkad’a gelince iki adamın kabrine uğradı.Durdu ve şöyle dedi:Bugün buraya  kimi gömdünüz? Gömülenin adını söylediler.Bu nedir ey Allah’ın Resulü? Diye sorduklarında şöyle buyurdu: Bunlardan biri idranının (sıçramasından) sakınmıyordu.Diğeri de söz getirip götürüyordu.Yaş bir dal alarak ikiye ayırdı ve bunların birer parçasını iki kabre dikti.Niçin böyle yaptığının sorulması üzerine de,”Azablarının hafifletilmesi için” diye cevap verdi.Ne zamana kadar azap görecekleri sorulduğunda da: Bu gaybdendir ve ancak Allah bilir.Kalplerinizin bulanıklığı ve konuşmalarınızın çokluğu olmasaydı, siz de benim duyduğumu duyardınız.
(Bkz. Müslim, Taharet, 111; Ebu Davud, Taharet,11; Ahmed bin Hanbel, Müsned 1/225, 5/39, 226; Buhari, Vudu’, 55, 62, Cenaiz, 81)

Bu hadis, keşfe engel olan şeyin mahiyetine, keşfin mümkün olduğuna ve insanı keşfe götüren yollara işaret etmektedir.Keşfe götüren yol, az konuşmak ve kalbi tertemiz saf hale getirmektir.Kalbi saflaştırmanın yolu ise, ileride gösterileceği üzere, nasslarla belirtilmiştir.

b)Cem’ul Fevaid adlı kitabın 9662 nolu hadisinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Peygamber s.av ‘in katiplerinden biri olan Hanzala b. Rebi el Üseydi şöyle demiştir:Ebu Bekr’e rastladım.”Nasılsın ey Hanzala” diye hatırımı sordu.”Hanzala münafık oldu” dedim. “Sübhanallah ne diyorsun” dedi.”Resulullah s.a.v’ in  yanındayken, bize cennet ve cehennemi hatırlatıyor.Sanki onu gözlerimizle görüyormuş gibi oluyoruz.Onun huzurundan çıktığımız zaman eşlerimize, çocuklarımıza ve mallarımıza koşuyor,her şeyi unutuyoruz.” Dedim. Ebu  Bekir dedi ki “Allah’a yemin olsun ki biz de böyle şeyle karşılaşıyoruz.”Ebu Bekirle birlikte Resulullah’ın  yanına gittik.”Ey Allah’ın Resulü Hanzala münafık oldu” dedim.”ne demek bu” dedi.”Sizin yanınızdayken, bize cennet ve cehennemi hatırlatıyorsunuz,sanki onu görür gibi oluyoruz.Huzurunuzdan çıkınca da eşlerimize, çocuklarımıza ve mallarımıza koşuyor ve bunların çoğunu unutuyoruz.” Dedim. Resulullah şöyle buyurdu: “Nefsim elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki,yanımda ve zikirde olduğunuz hal üzere kalmaya devam etseydiniz, yolarınızda ve yataklarınızda melekler sizinle tokalaşırlardı.Fakat ey Hanzala, bir saat şöyle bir saat böyle olursunuz” buyurdu ve bunu 3 defa tekrarladı.(Müslim, Tevbei, 12-13; Tirmizi Kıyame, 59; A.b. Hanbel, Müsned 4/346)

Hz. Peygamberin Allah’a yemin ederek söylediği bu sözleri üzerinde dikkatle düşünelim.Bu hadis her sahabenin Resulullahla birlikte oturduğu hali devam ettirmesi halinde, meleklerin kendileriyle tokalaşacakları bir duruma ulaşmalarının mümkün olduğuna işaret etmektedir. Bu hadisler, konuşmanın gerekli olduğu yerler dışında susmanın ve zikirle meşgul olmanın insanı keşfe ulaştıran sebeplerden olduğunu anlatmaktadır.

c)Cem’ül-Fevaid adlı kitabın 6731 numaralı hadisinde de söyle buyurulmaktadır:

Üseyd ibn Hudayr’ın Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Üseyd gece vakti Bakare Sûresi okuyordu. Atı da yanında bağlanmıştı. Kur`ân okunurken birden at deprenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sâkinleşti. Üseyd tekrar okumağa başladı. At yine şahlandı. Üseyd sustu; at da sâkinleşti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumağa başladı. At yine hırçınlaştı. Üseyd de artık vaz geçti. Üseyd`in oğlu Yahyâ ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir zararı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birtakım ecrâmın parlamakda olduklarını gördü. Sabah olduğunda Üseyd Resûlullah`a bu vakıayı arzetti. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ona: - Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu, di(yerek okumağa devâm edilmesi lâzım olduğunu bildir) di. Üseyd: - Yâ Resûla`llah atın Yahyâ`yı çiğnemesinden endişlendim. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. (Onun için okumayı kesdim.) O sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda gökyüzünde bulut gölgesi gibi bir beyazlık içinde kandiller gibi ecrâmın parlamakda olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası, içindeki ziyâ manzûmesi ile göğe doğru çekilip çıktı. Nihâyet onu görmez oldum, dedi. Resûl-i Ekrem: - Bilir misin onlar nedir? buyurdu. Üseyd der ki: Ben de: Hayır, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem: - Ey Üseyd onlar meleklerdi, senin sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumağa devâm etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. Nâs da onlara bakardı. Halkın gözünden gizlenmezlerdidi, buyurdu. (Buhari Fezail-i Kuran:11 Müslim, Musafirin, 232…..)

Üseyd’in melekleri görmesini ve bunun üzerine Resulullah’ın ona söylediklerini düşünelim. Bu  hadis keşfin mümkün olduğunu, sahabede böyle bir keşfin meydana geldiğini ve Kur’an okumanın keşf yollarından olduğunu göstermektedir.Yine sahabe hayatında, onların cinleri  gördüğünü de öğrenmekteyiz.Halbuki cinler gayb alemine, yani duyu organlarıyla tespit edilemeyen aleme ait varlıklardır.”el-Esas fi’l Menhec” serisinde, bunlarla ilgili birçok deliller, hakkında birçok nasslar bulunduğunu ve ashabın hayatında meydana gelen bir hayli örnekler göreceğiz.Bu nasslar keşfin mümkün olduğunu ve ashabın bunlarla karşılaştığını bildirmektedir.

Saf ve temiz tasavvufun kemal noktasına doğru yürüyen adil birini gördüğümüzde ve onun bize öyle şeyler anlattığını duyduğumuzda, bu işin aslında olabileceği konusunda hiç de şaşırmamalıyız.Ne var ki, bu konuda da bazı mutasavvıfların hata içine düştükleri görülmektedir.

Mesela:
1-Bir kısım mutasavvıflar keşfi, Kitab ve Sünnet’in dışında ve her birinin zikrettiklerinden ayrı olarak gaybe ait hakikatlerin keşfle tespiti mümkün olabilen müstakil bir esas kabul etmişlerdir.Bazıları da, bu konuda mutasavvıfların söylediği her sözün, yeni bir peygamberlikmiş gibi tasdik edilmesinin vacip olduğunu savunmuşlardır.Yada Hz. Peygamber dışındakilerin de günahlardan arınmış(masum) olduklarını kabul etmişlerdir.Bu da içinde bulundukları durumun sapıklığını gösterir.

2-Bir kısım mutasavvıflar, bazı insanları keşf meselesinde tasdik etmekle, şer’i hükümler açısından tahkikat yapmaksızın bütün konularda onlara tam teslim olma arasında bir ilgi kurmakta ve bu iki anlamı birbirine karıştırmaktadırlar.2. olarak, şeyhelere bağlananların çoğu, bağlandıkları şeyhin günhtan arınmış olduklarına inanmaktadırlar.Halbuki keşf olayı, bazen insana istidrac(derece derece yükselmeyi istemek. Allah’ın dinsizlerin sapıklığını artırmak için üst üste nimetler vermesi) yoluyla da gelebilir.Allah korusun o zamanda insanın sonu çok kötü olur.A’raf ayetlerinin söz ettiği, müfessirlerin hakkında açıklama yaptığı ve israiliyyat rivayetlerinde geçen Bel’am hikayesinde bu tür istidraca işaret edilmektedir. (A’raf:175)

3-Bazı sufiler keşif ile sorumlulukları terk etme arasında bir ilgi kurmaktadırlar. İnsana gayb aleminden bir şeyin keşf olunduğunu görünce –ki bu meselede gevşek davrananlar bir hayli fazladır- ondan sorumluluğun da düştüğünü anlamışlardır.Artık namaz, oruç ve bunun dışında hiçbir teklifle  sorumlu olmadıklarını kabul etmişlerdir.Buna delil olarak da şu ayeti göstermişlerdir.

“ve sana yakin gelinceye kadar Rabbine kulluk et” (Hicr:99)

Keşif ile sorumlulukların kalkacağını kabul edenler, ümmetin ortak görüşüne göre kafirdirler.Çünkü ayette ifade edilen yakin ölümdür.Resululah s.a.v. ölünceye kadar ibadete devam etmesi, “yakin” ile ölümün kastedildiğinin açık delilidir.Resulullah’ın s.a.v ölünceye kadar Rabbine ibadet ettiği görülmüştür.Halbuki onlar ibadet etmiyorlar.Elbette Resulullahtan s.a.v daha çok “yakin” içinde değildirler.Böylelerini Allah kahretsin.Bunlar hakkında Cüney Bağdadi:”Ulaştılar, ama  cehenneme” demiştir

Son olarak şöyle diyoruz:Keşf mümkündür.Allah’a süluk eden bu hal ile karşılaşabilir.Bu ise Allah’ın bir imtihanı ve fazlının göstergesidir.Ancak biz,hüküm açısından keşfe değil, nasslara bağlıyız.Keşif ile yeni bir inanç esası konulamaz ve nasslar üzerine herhangi bir fazlalık getirilemez.İslam toplumu keşf ile ibadet edemez ve keşf sahibini tasdik etmeye mecbur değildir.Fakat kitap ve sünnetten nasları kabul eden ve bu konuda adil ve doğru olan kimseyi tasdik etmede bir sakınca yoktur…..

Bütün bu şartlar doğrultusunda keşfin, Allah’ın şeriatındaki yerini aldığı ve onun ışığı altında tasavvuf kitaplarını okuyabiliyoruz.Keşf hakkında söylenen bir sözle karşılaştığımızda, onların resmen kabul ölçülerini de bunlarla anlıyoruz.

Başta söylediğimizi hatrlatcak olursak: Allah’a süluk eden kimsenin amacı ve gayreti, ahireti ve Allah’ın rızasını elde etmektir.Tirmizinin Enes’ten rivayetine göre Resulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır.

“Kimin amacı ahireti kazanmak ise,Allah onun kalbinde zenginliği yerleştirir ve o şeyleri onun için bir araya getirir.Artık dünya istemeyerek de olsa ona gelir.Kimin de amacı dünyayı elde etmek ise , Allah fakirliği gözünün önünde kılar ve mevcutları da dağıtır.Kendisine  dünyadan ancak takdir edilen şey nasip olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/183 İbni Mace, Zühd, 2.….)

Keşften bahsederken şöyle diyoruz:Allah’a süluk etmenin edebi, keşfin doğmasını istememektir.Bu konuda İbn Ata şöyle diyor:”Sendeki gizli olan ayıplara karşı arzu ve istek göstermen, senden engellenen gayba istek göstermenden daha hayırlıdır.” Keşfe nail olanın keşfi ile başkaları hakkında şer’i açıdan bir hüccet sabit olmaz.Hatta kendi hakkında bile keşfi töhmet mahalli olarak kalmaya devam eder.Çünkü bunun kendisi için Allah tarafından bir fitne olmasından korkulur.






Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

CİHANIN BÜTÜN ARSLANLARININ BAĞLANDIKLARI BİR ZİNCİRİ HİLECİ BİR TİLKİNİN KOPARMASINA İMKAN VAR MIDIR?!..
Tilmiz-i Kuran

Gözlemci

*





Üye No : 41

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 5

Rep Puanı: 1
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #13 : 13 Ağustos 2008, 11:00:55 »

Şimdi de salikin karşılaşması mümkün olan ilham konusunu ele alalım:

2-İlham

Müslüman bir insanda “ilham”ın bulunabileceğini açıkça görmek için Resulullah’ın s.a.v Hz. Ömer hakkında buyurduğu şu hadise, halktan bir kısmının onun hakkındaki söylediklerine ders olsun diye, bir bakalım.Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Resululah s.a.v şöyle buyuruyor:

“Sizden önce gelip geçen insanlar içinde öyle kimseler vardı ki, onlar peygamber olmadıkları halde Allah tarafından kendilerine haber ve kelam ilham olunurdu.Eğer ümmetin içinde de bunlardan bir kimse varsa o da Ömer’dir” (Buhari Fedail-i Sahabe,6…..)

Suyuti hadiste geçen “Muhaddesun” :kendisi ile konuşulan kelimesinden maksadın “ilham” olduğunu söylemiştir.Ahmed ve el-Bezzar’ın Ebu Hureyre’den rivayetine göre Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Allah hakkı Ömer’in lisanı ve kalbi üzerinde kılmıştır.” (Ebu davud, imaret, 18….)

İbn Asakir, Tarık ibn Sihab’tan şöyle nakletmektedir

“Adam Ömer’e bir hadis anlatıyor.O da onu yalanlıyor ve bunu sakla diyordu.Sonra yine naklediyor.Ömer’De onu sakla diyordu.Sonra adam Ömer’e:Saklamamı emrettiklerinin dışında söylediğim hadisler doğrudur ,dedi”


Bu nakil bize, Müslüman birinin kalbine, kaynagı gayb olan bir şeyin gelebileceğini göstermektedir.Ancak kalbe gelen bu şey öğretici,yönlendirici, hatırlatıcı mahiyette bir an için hakikat hükmündedir.Bunlar ümmet içindeki bazı fertler için şüphesiz tahakkuk edecek (onları hakikate erdirecek) bir şey olabilir ve bazıları da Allah’ın lütfuyla buna nail olabilirler

İslam toplumunda ve Müslüman kalpte ilhamın zuhur etmesi şer’an mümkündür ve tarih boyunca onun meydana geldiği şüphe götürmeyen bir gerçektir.Hatta çoğu zaman insan kendi nefsinde veya çevresinde, kalben Allah’a seyredenlerle ve “ilham”a ulaşanlarla karşılaşmıştır. İlke olarak işin aslı bu şekilde açıklık kazandıktan sonra, mü’min kalbin bir bakıma değişik dalgaları almaya yarayan bir cihaza benzediğini söyleyebiliriz.Bu cihaz şeytani duyguları olduğu kadar Rabbani ve nefsani duyguları da algılayabilir.Bu meselede nassa dayalı deliller bulunduğu gibi yüksek beşeri ihsaslara dayanan birçok deliller de mevcuttur.Ancak konu birçok kimselere karışık gelmekte ve onun sırlarını ancak az sayıdaki insanlar anlamaktadır

Hatta kafirlerin bile nefis aleminden söz ettiklerini, şuur ve şuursuzluk halinden, meselelerin şuursuzluktan şuur haline nasıl batmadan intikal edeceğinden ve düşncelerin ne şekilde çağırılacağından söz ettiklerini görmekteyiz.Yine onların tahmin, zan ve ilham meselelerini dile getirdiklerine de tanık oluyoruz.Bütün bunlardan gizli bir düşünce eseri olarak söz ettiklerini ve nefis aleminin keşfini isteyerek çalıştıklarını görmekteyiz.Kafirler aynı şekilde vicdan, vicdansızlık ve benzeri kavramlardan da söz etmektedirler.Ancak bu meseleler onların, gerek kendilerinde ve gerekse başkalarında  bulunan ve hissedilen belirli şeyleri tescil ve kaydetmekten öteye gidemedikleri bir konudur.

Halbuki biz Müslümanlar genel bir ilke olarak mülahazayı kabul ediyor ve onun tescilinde başkalarıyla ortak oluyoruz.Ancak bizimle başkalarının sebepleri açıklama ve çözümleme metodları arasında farklılıklar vardır.Bizim çözümlemelerimiz halis bir ilim, onlarınki ise halis bir zandan ibarettir.

Sonra kafirler sürekli olarak geçemeyecekleri sınırların önünde durmaktadırlar.Mesela onlar, mü’min bir kalpte ortaya çıkan şeyleri ve bu haldeyken meydana gelen  kalbi ihsaslardan hiçbir şeyi tescil etmeye güç yetiremezler.Buna karşılık mü’min, bütün bunları hisseder ve tescile de imkan bulabilir.Bu yüzden Müslümanlardaki ruhi ve kalbi ihsas ufukları, başka hiç kimsenin uzanamayacağı ve meyledeyemeyeceği bir seviyededir.

Müslümanların elinde, gaybi olan kalbi ihsaslarını tescil edecek,bunların doğruluğuna kanaat getirecek kesin nasslar bulunmaktadır.Çünkü ilahi nasslar mü’mine, akıl, kalp, ve nefis aleminin ve bunlarda meydana gelmesi mümkün olan şeylerin gerçeklerini açıklamaktadır. Bir anlam hisseder ve ondan söz eden bir nass da bulursa, şu iki hakikat arasındaki bağlantıyı idrak eder:

1-Nassda bulunan doğruluğun hakikatı
2-İçinde bulunduğu halin doğru bir hal olduğu hakikatı


Kalbe, genel şekliyle 4 tür ilham gelmektedir:

1-şeytani fısıltı ve telkinler:Allahü teala şöyle buyuruyor:

Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler.(En'am: 112)

Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.(Meryem:83)

Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder.(Bakara:268)


2-Nefsi fısıltı ve telkinler:Allahü teala şöyle buyuruyor

Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder (Yusud:53)

Çok kınayan nefse andolsun (Kıyame:2)


3-Meleğin hatırlatmaları:


Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğluna şeytanın vesvese vermesi, meleğin de ilham etmesi vardır. Şeytanın vesvesesi kötülüklere götürmek ve gerçekleri yalanlatmaktır. Meleğin ilhamı ise hayırlara götürüp hakkı doğrulatmaktır. Kim hayırlara yönelmeyi ve hakkı doğrulamayı vicdanında bulursa bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamd etsin. Kim de vicdanında şeytanın vesvesesini bulursa taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın (Tirmizi Tefsir-i sure 2/35)

4-Rabani ilham

Allahu Teala buyuruyor:

Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.(Ankebut:69)

Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah,) hidayetlerini arttırmış ve takvalarını vermiştir (Muhammed:17)


Alimler şeytanın telkinlerini “vesvese” olarak isimlendirmişlerdir.Nefsi telkinleri “hacis” (akla ve hatıra gelen şey, fısıltı) meleklerin kalbe attıkları şeye “hatır” (hatıra gelen şey) ve Allah tarafından kalbe getirilen şeye de “varid”, yada “ilham” demişlerdir. İşte bunlar kalbi uyanık olanlarca hissedilen ve zevk alınan şeylerdir.Kur’an, insanın bunları hisseden veya hissetmeyen bir kalbi bulunduğunu dile getirmiştir. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

“Muhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır” (Kaf:37)

Allah bu kalbi göğse yerleştirmiş, insana fikrinin zulmetmemesini ve onu başka yerde aramamasını sağlamıştır." fakat (asıl) göğüslerin içindeki kalpler kör olur."(Hac :46)

Kalbi olan bir kimse kalbe bırakılan değişik anlamları hisseder, tanır ve her birini diğerinden ayırır.Bazıları ilim ve zevkin bir araya gelmesini temin için kalbe bırakılan her türlü ilhamın bir işareti bulunduğunu tespit etmişler ve bu ilhamlar arasındaki farkları birbirinden ayırmışlardır.Şeyh Ahmed ez-Zerruk “Tasavvufun Kaideleri” adlı kitabında, bu konu hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir.Şeytanın vesveselerinin işaretleri olarak aceleciliği v kalp darlığını göstererek bunların giderilmesinin zikirle mümkün olacağını söylemiştir. Nefsi hacislerin alameti çok ısrar etmektir.Meleğin hatırlattığı zikirle kalpte yerleşir ve kalp onunla hoşnutluk içinde bulunur.Rabbani ilhamın da tevhid konusunda meydana geldiğini hatırlatarak, bu makamda müracaat edilmesi güzel olan ince meselelere yer verir.


Böylece insanlar arasında yalnızca kalbi diri olan müslümanın, adına kalp denilen şeyi ve buna verilmiş olan akımların tümünü nasıl hissettiğini de anlamış oluyoruz.Kafirlerin nefis meselelerini ve kalbe gelen akımları sadece hissetmelerine karşılık, Müslüman bu hissetmede kafirle müşterek olmasına karşılık, aralarında bir tasfiye yaparak bu konuda tekamül eder.Buna ilave olarak daha birçok şeyi hissedebilir.

Müslümanın, sürekli faaliyette bulunan bir alma aracı vardır.Bu aracın canlılığı ve özellikleri vardır.Bir başka yönden;müslümanın terkibi bu alemde diğerlerinin cevherinden farklıdır.Bundan öğreniyoruz ki, gaybi olan birçok şey, Müslüman için hissedilen ve zevkine varılan şeylerdir.NE var ki, bu hissetme işi duyguların dışında bir araçla olmakta ve yine böyle bir araçla zevk alınmaktadır.Böylece müslümanın sürekli olarak ilham ve meleki hatırlatmalar vasıtasıyla peygamberlik yolu ile vahyedilen, ayrıca kitap ve sünnette temsil edilen şeyle tevcihlere nail olduğunu anlamaktayız.Kitap vü Sünneti bilen Müslüman, bu iki kaynağın ışığı altında hareket eder ve bunlar müslümanı aşırı gitmekten alıkoyar.Bunun yanında kalpteki gaybi ilhamlar da onu tanzim eder.Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, müslümanın kalbine atılan bu manalar sadece Rabbani ilham ve meleki telkinler değildir.Aksne şeytani ve nefsani vesvese ve telkinler de vardır……..

Said Havva'nın "Ruh Terbiymiz İslam Tasavvufu" adlı kitabından muktebestir....

(Not:2-3 günlüğüne evden ayrılmam gerekiyor.Onun için kısa zamanda cevap yazamayabilirim....)
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2008, 11:02:41 Gönderen: Tilmiz-i Kuran » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

CİHANIN BÜTÜN ARSLANLARININ BAĞLANDIKLARI BİR ZİNCİRİ HİLECİ BİR TİLKİNİN KOPARMASINA İMKAN VAR MIDIR?!..
Beyazbela

Aktif Üye

*


Avatar Yok


Üye No : 14

Yaş : 12

Nerden :

Konu  : 20

Mesaj : 580

Rep Puanı: 33
Çevrimdışı
« Yanıtla #14 : 13 Ağustos 2008, 11:50:45 »


“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 49/13)

Hz. Peygamber, bu Kur’ani ölçüyü Veda Hutbesi’nde ümmetine ve tüm insanlığa şu şekilde ilan etmişti:

“Ey insanlar! Hepiniz Adem’den, Adem de topraktandır. Hepiniz toprağın zerreleri gibi eşitsiniz. Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana takva dışında herhangi bir üstünlüğü yoktur”


İnsanlar...ne kadar üstünlüğü severler...Oysa üstünlük Allah katında yanlızca takva iledir.Takva sahibinin yani Allaha hiçbir şart, aracı olmaksızın bağlılığın, mükafatı yine Allah katındadır.


Yani ilham edilmişse ki şüpheliyim bu konuda nerden bilecek ilham edildiğini..ya da rüya görmüşse ya da mucize ile karşılaşmışsa, (kerametleri kabul bile etmiyorum...)bu sadece Allahın bir ikramıdır...

Kalkıp da ben peygamberim ben nebiyim ben şuyum buyum diyip kitap bastırıp, Allah'a iftira edemez.Öyle alındaki benle olsaydı bu işler.Merak ediyorum Mihr'de ne tür şahsi özellikelr var da bu kadar sahipleneibliyorsunuz ya elinizle tuttuğunuz ateşin ta kendisi ise...

Hem Kuranı açıklamak ne demek???...Kuran kendini açıklayan bir metindir.Yaşanmış bir sünnet ile ortadır Kuran...Açıklanmaya ihtiyacı yoktur.Eğer aksini derseniz Allah'ı yalancı mı çıkarıyorsunuz?sümme haşa..ayetlerle açık beyan ortada herşey...

(Hemen tefsir ne diyceksiniz...Arapça bilmeyen biz zavallıların sığınağı yani geçici bir ihtiyaç temini diyeceğim.)

Size tavsiyem bu tür bilgi kırıntıları ile insanların kafasını karıştırıp kendi batağınıza sürüklemeyiniz...

Zaten ortada üç beş sağlam müslüman kaldı.Allah imanımızı korusun.Zira biz çok zaaafı olan günahkar kullarız.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gitmek istediğiniz yer:  


Sitemap Sitemap2 Tevbe.org Site Ekleme Toplisti Din TOPlist Sitemap3 Sitemap4