|
|
 |
« : 30 Ekim 2008, 23:31:33 » |
|
aşağıda alıntıladığım yazı bana ait değil ama bu kitabın, bu cemaatin ve aynı kafada olan ve Allahın dostu (!) diye anılan "Şeytanın evliyası" benzer zihniyetlerin islamı çocuk oyuncağı durumuna sokup orasından burasından nasıldin uydurduğunu, Allaha ve peygamberlere ne gibi iftiralar attıklarını, kendi batıl ve şirk öğretilerini kabul etmeyen islam alimlerini nasıl aşağılayıp kendi akıllarınca küçük düşürdüklerini, bu insanlara tabii olanların nasıl bir felaket ve rezalete bulaştığını ibreti alem olsun diye asıyorum! Allah islamı budizm yapmaya çalışanlara ve onu bozmaya asırlardır gayret eden bu kafaya "layıkı ile" muamele etsin!
Osman Ünlü’nün her fırsatta reklamını yaptığı KİTAPTAN ALINTILAR (Hakîkat Kitâbevi / Doksan sekizinci Baskı)
KURAN’I BİR TEK HZ. PEYGAMBER ANLAR. HATTA CEBRAİL’E DE O ÖĞRETMİŞTİR.
Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını, yalnız Muhammed “aleyhisselâm” anlar. Başka kimse, tâm anlıyamaz. (s.44)
(…) hattâ Cebrâîl “aleyhisselâm” dahî, Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını, esrârını, Resûlullaha sorardı. (s.45)
KURAN’IN MEALİNİ OKUMAK, ANLAMAK CAİZ DEĞİLDİR. YALNIZ ARAPÇASI OKUNMALIDIR.
Kur’ân-ı kerîmi başka harflerle veyâ tercemesini yazmak, okumak, öğrenmesini kolaylaşdırır demek doğru değildir. Kolay olsa bile, câiz olmasına sebeb olamaz. (s.48)
DİŞİ DOLGULU HANEFİLER CENABETTİR.
Hanefî mezhebinde dişlerin arası ve diş çukuru ıslanmazsa gusl temâm olmaz. Bunun için, diş kaplatınca ve doldurunca, gusl abdesti sahîh olmaz. insan cenâbetlikden kurtulmaz. (s.133)
TASAVVUF MÜZİĞİ İLE UĞRAŞAN ZINDIK KAFİRDİR.
İslâmiyyetde müzik, çalgı yokdur. Son zemânlarda işitilen (Tesavvuf müziği) sözünün islâmiyyetde yeri olmadığı anlaşılıyor. Harâma halâl diyenin kâfir olacağı bildirildi. Bunun için, harâmı ibâdete karışdıranın, hem kâfir olacağı, hem de islâmiyyeti yıkmak, bozmak için uğraşan zındık olacağı hâtıra gelmekdedir. (s.721-722)
İMAM-I AZAM BU DİNİN ASIL PEYGAMBERİDİR. (Samandıralının notu: Allah sana bu sözünden dolayı gereken neyse onu yapsın bre haddini bilmez terbiyesiz! bu sözünle küfre girdiğini sende biliyosun elalemde en önemlisi Allah da biliyor. İnşaallah ebu hanifeyi senden davacı olurken görmek bize nasip olur mahşerde.)
Ebû Hanîfenin kıyâsı doğru değildir diyen kâfir olur. (s.467)
HZ. İSA DA HANEFİ MEZHEBİNDENDİR. (Vahiy alan bir peygamberi kıyasla reyle ictihad yapan bir alime tabii kılmaya utanmayacak kadar ileri ve küfri hilmi ışık zihniyeti!/Samandıralı)
Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” gökden inip, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe mezhebine uygun ictihâd edecek, onun halâl dediğine halâl diyecek, harâm dediğine harâm diyecekdir. (s.106) (bunu söyleyen kim olursa olsun zındıktır! hemde en alasıdır!/Samandıralı)
RAMAZAN ORUCU 32 GÜNE ÇIKTI. (babanın malımı hilmi ışık?/Samandıralı)
Ramezânın takvîmlere veyâ mezhebsiz memleketlere uyarak başlatıldığı yerlerde, bayramdan sonra, iki gün kazâ orucu tutmak lâzımdır. (s.316)
MEZHEBE GİRMEYEN KAFİR GİBİ BİŞEYDİR MUTLAKA CEHENNEME GİRECEKTİR. (cehennemde babasının yada damadı enver örenin herhalde tevbe haşa/Samandıralı)
Dört mezhebden birinde olmıyan kimsenin îmânı bozulur. Yâ, (bid’at sâhibi), ya’nî sapık müslimândır. Yâhud, mürted olur. Bunun her ikisi de, tevbe etmeden ölürse, muhakkak Cehenneme girecek, ateşde yanacakdır. (s.445)
İSKAT VE DEVİRİ KABUL ETMEYEN KAFİRDİR. (hangi birine yorum yapılabilir ki? binlerce küfür ve zırva!/Samandıralı)
Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini anlıyamayan ve mezheb imâmlarımızı da, kendileri gibi hayâl ile konuşuyor sanan ba’zı kimselerin, (islâmiyyetde iskât ve devr yokdur. iskât, hıristiyanların günâh çıkartmasına benziyor) gibi şeyler söylediklerini işitiyoruz. Bu gibi sözleri, kendilerini tehlükeli duruma düşürmekdedir. Çünki, Peygamber efendimiz, (Ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez) ve (Mü’minlerin güzel gördüğü şey, Allah indinde de güzeldir) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfler, (Berîka)nın 94. cü sahîfesinde yazılıdır ve devr yapmanın elbette doğru olduğunu gösteriyor demekdedir. Devr yapmağa inanmıyan, bu hadîs-i şerîflere inanmamış olur. İbni Âbidîn, vitr nemâzını anlatırken, (Dinde zarûrî olan, ya’nî câhillerin de bildikleri icmâ’ bilgilerine inanmıyan kimse, kâfir olur) buyuruyor. (s.1019)
EVLİYAYA ADAK ADAMAK CAİZDİR. (bunu söyleyenin tekfiri ise vaciptir!/Samandıralı)
Şarta bağlı olarak Evliyâya adak yapmak da, kendini, günâhı çok, düâ etmeğe yüzü yok bilerek, mubârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demekdir. Meselâ (Hastam iyi olursa veyâ şu işim hâsıl olursa, sevâbı (Seyyidet Nefîse) hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veyâ bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecribe edilmişdir. Burada, Allahü teâlâ için Kur’ân-ı Kerîm okunup veyâ koyun kesip, sevâbı seyyidet Nefîse hazretlerine bağışlanmakda, onun şefâ’ati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifâ vermekde, kazâyı, belâyı gidermekdedir. (s.479)
Mektubattan bir çok alıntı yaptıkları ilmihallerinde nedense 453. Mektubun bir kısmını alıp aşağıdaki kısmını yazmamışlar:
Kadınların, meşayih niyeti ile oruç tutmaları da böyledir. Bunların isimlerini ekseriyetle kendiliklerinden uydururlar; onların niyeti ile de oruç tutarlar. Her gününün iftarı için, hususi bir vaziyet tayin ederler. Oruç için de, günler tayin ederler. Taleplerini ve maksatlarını da bu oruçlara bağlı kılarlar. Bu oruçlar sebebi ile, o meşayihten hacetlerinin yerine gelmesine talep ederler. Sanırlar ki, işlerinin yerine gelmesi onlardandır. Böyle bir fiil, Allah'ın ibadetinde başkasını ortak etmektir. Ona ibadet yolu ile hacetlerin talebini başkasından yapmaktır. Üstte anlatılan fiilin şenaatini bilmek gerek. Bir hadis-i kusdisede şöyle geldi: "Oruç benim içindir; onun mükâfatını ben veririm."
(…) Bu şeni (alçakça) fiili izhar ettikleri zaman, bazı kadınlar der ki: -Biz, bu oruçları Allah için tutarız. Ancak, onun sevabını meşayihin ruhlarına hediye ederiz.
Böyle bir söz, onlardan gelen hile yoludur. Eğer bu sözlerinde doğru iseler; oruç için günlerin tayinine ne hacet? Hususi taam vermek, iftarda çeşitli şeni vaziyetlerin tayinine neden gerek duyulur?
Onlar, çok kere, iftar vaktinde haram işler irtikâb ederler. Haram olan bir şeyle de oruç açarlar. Hiç de muhtaç olmadıkları halde, dilenirler ve o dilenerek aldıkları ile oruç açarlar. Sanırlar ki, hacetlerinin yerine gelmesi, bu haramı irtikâbına bağlıdır.
Üstte anlatılan manada yapılan işler aynen dalâlet olup, şeytanın aldatmacalarıdır. Allah korusun.
(Mektubat-ı Rabbani/453. Mektup)
ÖLÜLERİN RUHLARI ANDIĞIN YERDE BİTER ve YARDIM İSTEYENE YARDIM EDER (Allah müslümanları senin telkin ettiğin küfürden korusun, o ölüleri de senden davacı etsin amin!/Samandıralı)
Melekler ve Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” ve Evliyânın rûhları ve Sâlih mü’minlerin rûhları, herkim nerede ve ne zemânda ve her ne hâlde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır aleyhisselâmın, sıkıntıda olanların imdâdına yetişmesi böyledir. Fahr-i âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem”, ümmetinin her birine, hele ölüm zemânında, imdâda yetişmesi de böyledir. Azrâîl aleyhisselâm, rûh [cân] almak için her ânda, her yere gelmesi de, böyledir. Her Mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de böyledir ki, bunlar zemânı ve mekânlıdır. (s.743)
***
Ayrıca kitaplarının sonunda Muhammed aleyhisselam’ın hakkı için diye başlayıp kendi hocalarının isimlerinin bir bir sayıldığı uzunca bir dua var. Üstelik bu duanın ismi de “tevhid duası” (Bak. s.1248)
KİTABIN ARTILARI
Kendi görüşlerini çürüten bir hadisi de kitaplarına yazabilmişler:
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” uzak memleketlere gönderdiği Eshâb-ı kirâma, karşılaşacakları mes’elelerde, Kur’ân-ı kerîmin hükmü ile hareket etmelerini, Kur’ân-ı kerîmde bulamazlar ise, hadîs-i şerîflerde aramalarını, burada da bulamazlar ise, kendi re’y ve ictihâdları ile amel etmelerini emr buyururdu. Kendilerinden dahâ âlim, dahâ yüksek olsalar bile, başkalarının fikr ve ictihâdlarına tâbi’ olmakdan men’ ederdi. Hiçbir müctehid ve Eshâb-ı kirâmdan hiçbirisi “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” başkalarının ictihâdlarına bozuk demedi. Kendilerine uymıyanlara, fâsık ve sapık gibi kötü şeyler söylemedi. (s.49)
Zor da olsa arada güzel şiirler bulabilirsiniz:
Kıl nemâzı, elin harâma salma,
Çok yaşarım, dünyâ hep kalır sanma!
Beş nemâza sarıl, gençlik çağında!
Ekdiğini biçersin, Cennet bağında.
İki kişi ölümü hâtırlamaz,
Harâm işler, biri de nemâz kılmaz!
Birgün gelir, tutmaz olur bu eller,
Söyliyemez, Allah demeyen diller!
Ayrıca her müslümanın bilmesi gereken (!) aşağıdaki şeyleri de öğrenebilirsiniz:
Kıble açısının formülü nasıl hesaplanır.? (s.170)
Atom bombası nasıl yapılır? (s.560)
Lazer ışığı nasıl elde edilir? (s.559)
Bira imal etme tarifi (s.625)
Çeşitli hastalıklar ve tedavileri (s.652)
Hicri yılı miladi yıla çevirme formülü (s.358)
Madde üzerinde yeni bilgiler (s.971)
BAZI AYET/HADİS YORUMLARI (!)
Nisâ sûresinde, (Bir işde anlaşamazsanız, bu işin hükmünü Allahdan ve Resûlullahdan anlayınız!) meâlindeki ellisekizinci âyet-i kerîme, (Bir işde anlayamazsanız, bu işin nasıl yapılacağını, âlim olanlarınız Allahın kitâbından ve Resûlullahın sünnetinden anlasınlar. Âlim olmıyanlarınız ise, âlimlerin anladıklarına uyarak yapsınlar) demekdir. Görülüyor ki, bu âyet-i kerîme, mezheb imâmlarını taklîd etmeği emr etmekdedir. (s.120)
Hadîs-i şerîfde, (Lâ ilâhe illallah ehline kâfir demeyiniz! Bunlara kâfir diyenin kendisi kâfir olur) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, (Lâ ilâhe illallah ehli) ya’nî (Ehl-i kıble) olan kimse, icmâ’ ile ve zarûrî olarak bildirilmemiş inanılacak şeylerde ma’nâsı açıkca anlaşılamıyan nassları yanlış te’vîl ederek, Ehl-i sünnetin doğru yolundan ayrılınca veyâ başka bir büyük günâh işleyince kâfir olmaz demekdir. (s.408)
Şu sözüyke sanki kendisini tarif ediyor: (…) Zevallı hoca, îmân için olan hadîs-i şerîfleri, mezhebler için zan etmiş (s.465).
Allahü teâlâ, mezheblerin birleşdirilmesini değil, ayrı olmalarını istiyor. Böylece, islâm dînini kolaylaşdırıyor. Âl-i imrân sûresinde, yüzüncü âyetinde meâlen, (Ey îmân edenler! Allahın dînine sarılınız. Birbirinizden ayrılmayınız!) buyurulmuşdur. (s.464)
(…) Bu mezhebsiz din adamı, kitâbının bir sahîfesinde, (Cenâb-ı Hak ve Resûlü, hiç kimseye, ümmetden birinin mezhebi ile mezheblenmeği ve dinde onu taklîd etmeği emr etmemişdir) diyerek, Kur’ân-› kerîme de iftirâ ediyor. Çünki, Mâide sûresi, otuzbeşinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâya yaklaşmak için, vesîle arayınız!) buyuruldu. Enbiyâ sûresinde, (Bilmediklerinizi, bilenlerden sorup öğreniniz!) meâlinde âyet-i kerîme vardır. (s.466)
Bunlar kibirde o kadar ileri gitmişler ki şu sözleri yazarken dahi kendilerini tarif ettiklerini düşünemiyorlar:
Şimdi, âlim olmıyanlar, çeşidli maksadlarla, din kitâbları yazıyor ve âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere, çala kalem, ma’nâlar verip, Allahü teâlâ böyle söylüyor, Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” böyle emr ediyor, diyorlar. islâmiyyeti oyun hâline sokuyorlar. Böyle din kitâblarını almamalı, okumamalıdır. (s.83)
(ne güzel söylüyorsun hilmi ışık!. şu kalemi vakitlice elinden atsaydın da binlerce insanı küfre düşürmeseydin!/Samandıralı)
|