Notice: Undefined index: db_count in /home/hurdusun/public_html/Sources/QueryString.php on line 276
İbni Arabi sohbetler

 
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı İbni Arabi sohbetler
Cevaplar 2
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 530
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: İbni Arabi sohbetler  (Okunma Sayısı 530 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kasırga

Yeni Üye

*


Avatar Yok


Üye No : 59

Nerden :

Konu  : 9

Mesaj : 69

Rep Puanı: 1
Çevrimdışı
« : 30 Temmuz 2008, 20:31:10 »

Allah Teâlâ kulları üzerine günahı ancak istiğfar etmelerine karşılık mağfiret buyurmak ve tevbelerine karşılık bu tevbeleri kabul etmek için takdir eder.

Hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki:

“Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allah Teâlâ (sizin yerinize) günah işleyip tevbe eden ve kendisinin de tevbelerini kabul edip mağfiret buyurduğu bir kavim getirirdi.” (Müslim, Tevbe, 11)

Bu, ilâhî hükümlerden hiç birisi dünya üzerinde âtıl kalmasın diyedir. Bir başka hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur: “Allâh’ın aldığı ve verdiği her şey Allâh’a aittir. O’nun katında her şeyin belirli bir ömrü ve müddeti vardır.” Bir şeyin eceli sona erdiğinde onun yerine başkası gelir. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bize meseleyi böylece açıkladı ki her işimizde Allâh’a teslim olalım; böylece teslimiyetimiz ve tefvîz-i umûrumuz (işlerimizi Allâh’a havale etmemiz) derecesinde rızka nâil olalım. Ancak bununla beraber biz, Allâh’ın sevdiği hususlarda olanca gücümüzü sarf etmeli ve içinde bulunduğumuz hâle göre O’na yönelmeliyiz: Eğer emrine muhalefet hâlinde isek, tevbe ve istiğfarla; emrine muvafık kalmış isek, hem şükürle hem de Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat üzere kalma duasıyla...

Dünyadaki her şeyin Allah katında belirlenmiş bir ecele kadar devam ettiğini bilmemiz, benliğimize izzet kazandırır.

Sabır ehline has olan hamd şudur: “Elhamdullillâhi ‘alâ külli hâl: Her hâl ve durumda hamd ancak Allâh’adır.” Şükür ehline has olan hamd ise şudur: “Elhamdulillâhi’l-Mün‘imi’l-Mufaddal: Hamd nimetlerini bol bol arttırıcı Allâh’a mahsustur.” Bolluk ve zorluk anlarında Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- böylece hamd ederlerdi. Bu hususta Allah Rasûlü’nü örnek almamız, bizim başka bir hamd şekli ortaya koymamızdan, elbette ki, evlâdır. O, en âlim ve en mükemmel insanın ortaya koyduğundan daha üstün ne olabilir? O ki, Allah Teâlâ tarafından mârifetullâha şahit kılınmış, ilâhî risâlet ve hususiyetle rızıklandırılmıştır; O ki, kendisine ittibâ edip uymamız bizzat Allah tarafından emredilmiştir.

Gücün yettiği nispette bir bid’at ortaya koymaktan sakın. Sen, benzeri Peygamber Efendimiz’den gelmemiş ancak (dinen) güzel olan bir âdet / sünnet ortaya koyarsan senin için hem onun ecri hem de onunla amel edenlerin ecri vardır. Ancak Allah Rasûlü bunu sünnet edinmemiştir diye O’na tâbî olarak yeni bir sünnet ortaya çıkarmaktan kaçınırsan bunun ecri çok daha fazladır. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ümmetine fazla külfet yüklemekten hoşlanmazdı. Zorlukla îfâ edebilecekleri bir şey hakkında hüküm inmesin endişesiyle, onların her bir şeyi sorup durmalarından da hoşnut olmazdı.

(Dinde) bir âdet / sünnet ortaya koyan, külfet yüklemiş demektir. Allah Rasûlü de buna en lâyık kişi olduğu hâlde hafifletme yoluna giderek bunu terk etmiştir. Bu sebepten biz de: “Terk hususunda Allah Rasûlü’ne uymanın ecri, yeni bir sünnet ihdâs etmekten daha büyüktür.” dedik. Sen de işlerini bu anlattıklarımıza göre ayarla.

Bana ulaşan bir bilgiye göre, Ahmed bin Hanbel -radıyallâhu anh- ömründe hiç karpuz yemeden vefat etmiştir. Bunun sebebi kendisinden sorulduğunda ise şöyle cevap vermiş: “Bana Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in karpuzu nasıl yediğine dair bir bilgi ulaşmadı.” Yani sırf bunun keyfiyeti ulaşmadı diye karpuz yemeyi terk etmiştir. İşte bu gibi şeyler sebebiyle bu ümmetin uleması, diğer ümmetlerin ulemasından üstündür. Bu böyle oldukça üstünlükleri devam eder, aksi takdirde bir üstünlükleri olmaz. Bu imam, Allah Teâlâ’nın Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den bahseden şu kavl-i şeriflerinin hem ilmine hem de hakikatine ermişti: “... Bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran Sûresi, 31) “Şüphesiz Allah Rasûlü’nde sizin için, bir üsve-i hasene (güzel örnek) vardır...” (Ahzab Sûresi, 21)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in fiilî, kavlî ve hâlî sünnetleriyle meşgul olmak, bizim kuşatamayacağımız genişliktedir. Bu böyleyken, nasıl olur da başka bir sünnet daha ihdâs etmeye kalkışabiliriz? O hâlde ümmete, (Allah’tan ve Rasûlü’nden) gelenden daha fazlasını yüklemeyelim.

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sefam

Üye

*


Avatar Yok


Üye No : 106

Nerden : İstanbul

Konu  : 17

Mesaj : 167

Rep Puanı: 16
Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 09 Eylül 2008, 12:17:09 »

Ben ibni Arabiden Altın Öğütler kitabını okudum gerçekten faydalı bilgiler ve nasihatlar var okunmasında yarar var..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Le İlahe İllallah Muhammedin Resulullah Aliyyen Veliyullah..
AYDEDE

Moderatör

Usta Üye

*





Üye No : 27

Nerden : Ne Cennet Ne Cehennem Sadece SEN.......

Konu  : 2283

Mesaj : 3575

Rep Puanı: 55
Aşk yanmakmıdır yoksa kanmakmıdır?
Çevrimdışı
« Yanıtla #2 : 22 Eylül 2008, 04:31:27 »

İbni arabi olacak faydalı olmayacak ki ibni arabi ama şunun bilincindeyim onu herkes anlayamaz hemen eleştiriyorlar
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ.
Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ.
Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ.
Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsâ.
Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ.
Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gitmek istediğiniz yer:  


Sitemap Sitemap2 Tevbe.org Site Ekleme Toplisti Din TOPlist Sitemap3 Sitemap4