Bugünü anlamak ve yarına bakmak için geçmişi hatırlamamız gerekir.
Türkiye bugün içerisinde bulunduğu distopya haline bir gecede gelmedi. Bu distopya tek bir seçimle de oluşmadı. Bu sürece aşama aşama gelindi. Yani bugünün siyasetçileri, gazetecileri,s anatçıları tutuklanan, hükumeti terörle müzakere eden Türkiyesi’ne yavaş yavaş ve planlı bir biçimde gelindi.
Bu planın en önemli adımlarından birisi şüphesiz demokrasinin fiilen askıya alındığı, güçler ayrılığının yok edildiği 2017 referandumudur.
Türkiye’de her seçim önemlidir ancak 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumu ülkeye bir yol ayrımında olduğunu belirtiyordu.
Türkiye demokrasi mi diyecekti yoksa tek adam mı…
O gün Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde eşi benzeri olmayan büyük bir skandal yaşandı. Dönemin YSK Başkanı Sadi Güven, mühürsüz oyların kabul edileceğini açıkladı ve seçim devam ederken hile karıştırılmış oldu. Bu kuşkusuz iktidarın bir müdahalesiydi ve muhalefetin bir şeyler yapması gerekiyordu
Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu (şimdilerde mutlak butlan olarak yeniden genel başkan) ne yapmıştı dersiniz? Hiçbir şey.
Her zamanki gibi kendine has bürokrat üslubuyla seçime şaibe bulaştığından, hukuka aykırı olduğundan, takipçisi olacaklarından bahsetti. Hepsi bu kadar… Yani sanki en büyük rakibi Erdoğan’ın kendi sistemini kabul ettirmesini izliyor gibiydi değil mi?

Tam bu noktada sormamız gereken sorular var:
Neden sessiz kalındı?
Neden harekete geçilmedi?
Burada bir parantez açalım: Bugün aynı kişi siyasallaşmış yargı sayesinde yeniden CHP Genel Başkanı. Kimin işine yarıyor?
Seçim gecesine dönelim. Ana muhalefet partisinin genel başkanı sadece söylemlerle yetindi. Fiili hiçbir adım atılmadı. Bunun sebebi olarak da ‘’sokakta silahlı adamlar vardı’’ gibi bir söylemde bulundu. Peki gerçekten sokaklar silahlı adamlar tarafından kuşatılmış mıydı?
Hayır… Aynı gece dönemin bağımsız milletvekili (Devlet Bahçeli’ye muhalif olduğu için MHP’den ihraç edilmişti) şimdi Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ YSK’ya gitti. Başkanın odasına girip yapılanın hesabını sordu. Yani tam da olması gerekeni yaptı.

Aynı ideolojik görüşlerde olmak zorunda değiliz ancak bu davranışın hakkını teslim etmeliyiz. Kılıçdaroğlu CHP’sinin elindeki bunca güce rağmen yapamadığını bağımsız bir milletvekili olarak yapmış ve tepkisini göstermişti ancak ne yazık ki sonuç değişmedi.
Toplumsal bir tepki olsaydı o gece sonuçlar değişebilir miydi? Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz…
Tartışmalar devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan ”Atı alan Üsküdar’ı geçti” söylemiyle referandumun sonucunu ilan etmişti.

Peki bu at Üsküdar’ı kendi mi geçmişti yoksa atı geçiren iktidar harici destekler var mıydı… Bunu sorgulamamız ve geleceğe geçmişteki referanslarımızla ilerlememiz gerekiyor.











